Ana Sayfa
Mezuat > YEK > YEK hakkında TBMM'de tartışmalar

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 3. Yasama Yılı
95. Birleşim 05/Mayıs /2005 Perşembe

3 üncü sırada yer alan, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

3.- X Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/846) (S. Sayısı: 646) (X)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Tasarının tümü üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına yapılan konuşma tamamlanmıştı.

Şimdi söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan'a ait.

Buyurun Sayın Seyhan. (Alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

On aydır beklenen, komisyonumuzun büyük önem verdiği bir kanun tasarısı. Bu kanun tasarısında emeği geçen hem Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarıma hem Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. 

Tasarının bu haliyle geçmesini umut ederek, biz bu tasarıyı, on ay önce buraya indirdik; ancak, on aydır bekliyoruz. Gönül isterdi ki, Türkiye bir on ay kazansın; Türkiye, geleceğe dönük enerji politikasını bir an önce yerine getirmiş olsun; ama, on ay geçti, bugüne geldik.

Bugün, bizim beklentimiz şudur değerli arkadaşlarım: Bu tasarının, Komisyonda kabul edildiği gibi geçmesi; çünkü, biz, hem Adalet ve Kalkınma Partili Komisyon üyeleri hem Cumhuriyet Halk Partili Komisyon üyeleriyle, bu tasarı üzerinde bir uzlaşmaya vardık; fakat, bu uzlaşma, Meclise inecek bir uzlaşma haline dönüşmedi. Bu süreçte farklı öneriler gelmeye başladı, bizim dışımızda tartışılmaya başladı ve bugüne kadar uzadı.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bize gelen gerekçede, denildi ki, Hazine bu kanuna muhalif. Neden; Hazineye yük getiriyor. Ben, şimdi, Hazine görevlilerine, orada, yetkili Bakana dahi soruyorum: Bu kanun Bakanlar Kurulundan geçerken, gerçekten, siz, Hazineye ne kadar yük getireceğini bilmiyor muydunuz?! Peki, biz Komisyonda görüşürken, Hazinenin yetkilileri neredeydi değerli arkadaşlar?! Madem yük getirecekti, orada görüş bildirmekten imtina edenler, daha sonra bu kanunun önünü on ay niye tıkadılar; yazık değil mi bu ülkeye?! Mademki yenilenebilir enerji kaynakları bu ülkenin vazgeçilmezi, mademki dünyanın vazgeçilmezi, mademki sürdürülebilir bir kalkınma anlayışının gereği, neden farkında olmadınız?! Bunlar, hep, olmasını istemediğimiz şeyler.

Şimdi, bunun sonrasında gelişmeler de oldu. Sayın Bakanla ben görüşmemde "bunu çok yapmak isterdik; ama, alelacele oldu" dendi. Şimdi, değişiklik önergeleri var ellerinde; bizle, bu konuda bir uzlaşı içerisine girmek istiyorlar. Komisyonda da bunun farkında olunabilirdi, orada olunmadı; geldi, komisyonun altında bir komisyon oluşmuş gibi, ilgili Bakanlarla yeniden toplantı yapıldı Türkiye Büyük Millet Meclisinde; denildi ki, teşvikini şöyle düzenleyelim... Buradaki teşvik hazineyi yük altına sokar. Peki, komisyonda uzlaşma aradığınız Cumhuriyet Halk Partisiyle, daha sonra Mecliste veya dışarıda yaptığınız toplantılarda neden bir uzlaşmaya gitmek istemediniz, bizi oraya niye almadınız? Bu, ulusal bir sorun değil mi, Türkiye'nin enerji sorunu? Bizim orada da olmamız lazımdı. Bir eleştirimiz de odur arkadaşlar.

En önemli şeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Lütfen, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarım dikkatle dinlesinler. Ben sizden de yardım istiyorum. Bu Meclis hepimizin.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, Sayın Maliye Bakanı Meclis ortamının huzurunu engelliyor; lütfen, uyarın.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Biz, burada, bu kanunun dışında konuştuğumuz zaman bize diyorsunuz ki: "Lütfen, maddeye gelir misiniz" diyorsunuz, bizi uyarıyorsunuz değil mi; evet. Şimdi, biz, yenilenebilir enerji kanununu getirdik. Sayın Bakan bu kanuna bir geçici madde ilave etmek istediğini bizimle paylaştı. Sağ olsun, tevazu gösterdi. "Böyle bir şeye Türkiye'nin ihtiyacı var" dedi; ama, getirmek istediği maddenin yenilenebilir enerji kanunuyla uzaktan yakından hiçbir alakası yok. Şimdi, bizlere ve bana bu kürsüde "maddeye gelin" diyen arkadaşlarımı Sayın Bakana "lütfen, kanuna gelin" demeye davet ediyorum. Kanuna gelsin, kanunun içeriğini bozmasın. O madde Türkiye için gerekliyse -24 tane komisyon üyesi var- verin kanun teklifinizi, haftaya komisyon başkanı burada toplasın komisyonu, görüşelim. Kendi gruplarımızdan da rica edelim, haftaya yine görüşelim bu Mecliste. Günübirlik, Türkiye için çok büyük önem arz eden konuları, biz, diğer kanunun arasında şunu da geçiriverelim diyerek bir alışkanlık haline getirirsek, bu Meclisin işlerliğinden söz edilebilir mi arkadaşlar?! Bunu yapmayalım. Biz buna karşıyız. Desteklediğimiz bir kanunun içerisine henüz üzerinde mutabakata varmadığımız bir geçici maddeyi koyarak her şeyi mahvetmeyelim. Burada duyarlılığa çağırıyoruz.

Yenilenebilir enerji kaynakları ve kanunu bu ülkenin vazgeçilmezidir, gurur kaynağıdır; bunun çıkması lazım. Hidrolik santralların desteklenmesi lazım. Yenilenebilir enerjideki rüzgâr enerjisinin, güneşin, jeotermalin desteklenmesi lazım; dünya buna yöneliyor. Yaşanabilecek bir çevre isteyen herkes, gelecek nesli düşünen herkes, hazineye getireceği yüke bakmaksızın, yatırım maliyetine bakmaksızın yenilenebilir enerjiye bir vizyon koyuyor. Bizim vizyon koyan ülkelerden neyimiz eksik allahaşkına?! 2020'de 50 megavata kadar hidrolikler yenilenebilir enerjiye alınıyor, öyle sayılıyor, kabul ediliyor. Üstündekilere sayarsak, bizim oranımız çok yüksek; ama, onlar yenilenebilir enerji kapsamında kabul edilmiyor; ama, o kapsamda kabul edilenleri yüzde 25'e çıkarmayı hedefleyen ülkeler var. Orada şunu düşünmek lazım: Ya, Sayın Seyhan, böyle söylüyorsunuz; ama, Türkiye'nin rüzgâr kapasitesi, güneş kapasitesi, jeotermal kapasitesi, 50 megavatlık hidrolik kapasitesi bu derece bir yenilenebilir enerji üretimine uygun mu, yüzde 25 kapasitemizi kaldırır mı derseniz, valla, bu konuda eğitim yapmış, liyakat sahibi herkes, Türkiye'nin, Avrupa'nın en iyi rüzgâr alan üçüncü ülkesi olduğunu söylüyor, en iyi jeotermal kaynakları olan ülkelerinden biri olduğunu söylüyor, en iyi hidrolik kaynaklara sahip ülke olduğunu söylüyor. Şimdi, dünyada söylenenlerin hepsini yok sayıp, ya, biz, enerji çeşitliliğinden yanayız, yenilenebilir enerjinin de ülke ekonomisi çok iyi durumda değil, ekonomiye yük getirmesini de göze alamıyoruz diyerek onu bir kenara itmek, hiçbir siyasî dönemde kabul edilebilecek bir şey değildir.

Değerli arkadaşlar, bakın, Hazineye de birkaç lafım var. Deniliyor ki, bu kanun, 300-400 milyon dolar hazineye yük getiriyor. Yatırım maliyetine kadar 3-4 milyar dolar. 3-4 milyar dolarlık bir yatırımın hazineye getirdiği yük 300-400 milyon dolarsa, bu devlet en başarılı projeyi gündeme getirmiş demektir. Teşvikin aslî unsuru budur. Zaten en düşük limitle teşvik ediyorsunuz. Aldığınız karar siyasîyse siyasî, ekonomikse ekonomik; bunun arkasında hiç düşünmeden durmak lazım. Açın önünü, daha fazla verin, biz arkanızdayız; ama, engellemeyin.

Şimdi, bu kanun çıkacak. Benim endişem şu: Önergelerle, kanun çıktığında yatırımcıyı hareketsiz hale getirebilecek birtakım kısıtlamalar koyarsak, çıkardığımız kanunun bir anlamı kalmayacak. Ben istiyorum ki, kanun işlerlik kazanır halde çıksın. Elbette ki enerji politikalarına baktığımızda, artık mühendis olmasına gerek yok, iki yıllık teknikere sor, diyor ki benim ülkemin enerjisi temiz olsun, sürekli olsun, güvenilir olsun, ucuz olsun. Bunu herkes biliyor ve herkes şunu çok iyi biliyor ki, bu ülkedeki enerji kaynaklarıyla ülkenin tamamının şu anda elektrik enerjisini ve diğer enerjisini kontrol etmek mümkün değil. Enerjide çeşitlilik için, dışalım yapmak gerekli. Bunu herkes kabul ediyor. "Bu kaynaklar yetse de kullansak" diyen arkadaşlarımız çok; ama, yapmamız gereken şudur: Eğer sizin elinizde ulusal kaynağınız varsa, maksimum düzeyde onu kullandıktan sonra uluslararası kaynaklardan yararlanmak zorundasınız; aksi halde stratejik bir hata yapmış olursunuz. Bu ülkenin rüzgârı var, bu ülkenin kömürü var. Olsun, ısıl değeri açısından, temizlik açısından, yanma hızı açısından diğer kömürler daha verimli olsa dahi, eğer ulusal kaynağımız varsa, maliyeti ne olursa olsun, bizim ulusal kaynağı kullanmamız lazım; çünkü, o kaynağı kullandığınız zaman istihdam yaratıyorsunuz; bir. Ülkedeki yerli kaynakları kullanıp oradaki yeraltı zenginliklerimizin kapasitesini ve verimliliğini açığa çıkarıyorsunuz; iki. Ona dönük teknolojiyi geliştirip bir ek istihdam ve katmadeğer yaratıyorsunuz; üç. Bunların hepsi herkes tarafından biliniyor, herkesin eli kolu bağlı. Biz dayamışız kendimizi aldığımız doğal gaza. Deniliyor ki, bir kere aldık; yap-işlet-devretler var, yap-işletler var; bunların hepsini yok sayıp, ulusal anlamda kendimizi niye malî bir krize sokalım; o da doğru, sokmayın; ama, bu ülkenin yeni enerji ihtiyacı var, bu enerji ihtiyacını hiç değilse ulusal kaynaklara dayandırın, o projeyi, o vizyonu ona yükleyin. Yeniden doğalgaz alım anlaşmaları yaparak ülkeyi dışalım yükü altına sokacağınıza, yerel kaynaklarınızı doğru tespit edip, hiç değilse elektrik enerjisinde o kaynaklarınızı kullanın; ama, vizyona bakıyorsunuz...

MEHMET KARTAL (Van) - Atatürk Barajında 8 türbinden sadece 1 tanesi çalışıyor.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Yine, vizyona bakıyorsunuz, vizyonda böyle bir şey yok. Nasılsa doğalgaz alıyoruz, hidrolik santralların performansını düşürün, buradan aldığımız doğalgaza ek para ödemeyelim diye maksimum kullanma düzeyinde kullanmayı sağlayın... Peki, Türkiye'nin geleceğe dönük vizyonu ne olacak değerli arkadaşlar?!

Şimdi, bir özelleştirme çıktı. BOTAŞ'ın elindeki hisseler özelleştirilecekti. Pardon, daha açık anlatayım. Yapmış olduğu doğalgaz anlaşmaları devredilecek. Gelecek önerge de bunun üzerine. Doğalgaz Piyasası Kanununda da zaten bununla ilgili bir madde var, satış yetkisi. Bu olay tıkanmış, satamıyorlar, yasal bir engel var onu kaldırmak istiyorlar; kabul. Ülkedeki kontratların bir kısmı devredilebilir; çok doğru; ama, arkadaşlar, bakın, biz, bir kere, alırken hata yaptık. Bu ülkenin yüzde 60'ını götürdük Rusya'ya dayadık doğalgazının. En büyük stratejik hata. Hiçbir Avrupa Birliği ülkesinde dışalım doğalgazda yüzde 30'un üstüne çıkmamıştır, bizde yüzde 60. Siz yapmamış olsanız dahi, bu böyle, bu gerçek. Vanayı kapadı mı, topla, tüfekle, tankla bu ülkeye girmesine gerek yok; doğalgazla beslenen enerji tesisleriniz durdu ve sanayi tesisleriniz durdu, hiçbir şey yapamazsınız, kesildiği zaman İstanbul'un yarısı elektriksiz kaldı.

Peki, devrettiniz doğalgazı, özel sektör anlaşamadı, onlar devleti kendilerine garantör almışlardı veya yürütemedi. Siz yeni doğalgaz anlaşmalarında özel sektörü teşvik edin, onlar ülkeye getirsinler, serbest piyasayı hareketlendirsinler, ben bu ülkede bir anlaşmazlık olduğunda devreye girebilecek yeni doğalgaz tesislerini göreyim, bu kanunu önce ben imzalayayım; ama, önümü görmeden, bu kontrat devirlerinin hepsine gönül rahatlığıyla evet diyemiyorum. O sorumluluğu alamam ben. Bu ülkenin sanayisi durursa, bu ülkenin askeri, vatandaşı, sanayi tesisi elektriksiz kalırsa biz bunun altından kalkamayız. Alternatif kaynaklar gelir, bu iş onunla yapılır.

Stratejik rezervini BOTAŞ koruyor... Devletin stratejik rezervi koruma hakkı vardır, bunun böyle olması lazım zaten. Ancak, değerli arkadaşlarım, stratejik rezervi bloke altında tutmanız, ülkedeki sanayi alanında veya enerji alanında yapılmış tesislerin sürgit bir şekilde sorunsuz gideceği anlamına gelmez. Arkasında şimdilik devlet olmak zorunda. Onun için, burada kontrat devirlerinde çok dikkatli olması lazım değerli arkadaşların.

Anlıyorum ki kararlılar, bunu böyle yapacaklar. Ne kadar yapacaklarına dikkatli olsunlar lütfen. Bu ülke hepimizin, bu ulus hepimizin. Biz buna gönül rahatlığıyla evet diyemeyiz; çünkü, alternatifi oluşturulmamıştır; ama, bu ülkenin başına kontrat devrinden dolayı bir sorun gelirse, hiçbir iktidar bunun altından kalkamaz.

Değerli arkadaşlarım, geliyorum yenilenebilir enerjiye. Çok kısa bir zamanım kaldı; ama, diğer maddelerde konuşacağım. Teşvik deniyor... Enerji Bakanımıza, Sayın Bakanımıza bir şeydaha hatırlatmak istiyorum. Yahu Allah aşkına, şu Türkiye'yi teşvik cenneti yapacağız dediniz, öyle şeyleri teşvik eder oldunuz ki, ne teşvik teşvike benzedi, ne sektör sektöre benzedi, ne ne yaptığımızı bilir hale geldik. Yazıktır!

Dün Meclise bir kararname yollanmış. 24 kişi çalıştık, komisyonda Maden Kanununu çıkardık, özellikle biz 2 nci, 3 üncü grup madenleri ayırıp nelere teşvik vereceğimizi belirledik. Allah'tan korkun! Kuma, çakıla ve taş kırmaya teşvik geliyor Meclise. Böyle bir anlayış olur mu?!

HALUK KOÇ (Samsun) - Taş kırma ocakları da Samsun'da kapatıldı.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Yani, biz duble yol yapılıyor diye, oraya kırılan taşa da teşvik mi vereceğiz?! İnanın bana, diğer madenciler toplanıp çakıla verdiğimiz teşvikten doğan parayla çakıl alır, kafamıza atarlar! Böyle madencilik anlayışı olur mu?! Böyle teşvik olur mu?! Aralarında denge yokmuş! Mağduriyet oluyormuş bazı sektörlere! Arkadaşlar, olacak... Sizin, öncelikli sektörünüz yok mu?! Öncelikli sektörü olmayan bir tane ülke örneği verin, hepiniz buradasınız. Dünyada bir ülke verin, öncelikli sektörü olmayıp sektörlerinin tamamına teşvik veren. Üçüncü dünya ülkelerinde bile bulamadım ben. Yok böyle bir şey. Nereden çıkardınız?! Biri kulağınıza güzel söyleyince, hoş mu geliyor, anlamıyorum.

Bakın, burada, yine, yenilenebilir enerjiye teşvike ses çıkıyordu ya, -Komisyon Başkanına da verdim, Hazine bunu görmüyor herhalde, bazılarına bakıyor- turizmde, inşa halinde olanlar dahil, geriye dönük sekiz aylık teşvik veriliyor! Maliyetini, oturup kendileri hesaplasınlar. Turizmi teşvik edin; bu "geriye dönük" alışkanlığından vazgeçin. Her şeyi geriye dönük işletmeye başladık. Kimin yararlandığı çok önemli. Bunun faturasını, Türkiye pahalı öder. Eğer teşvik edecekseniz, önce aslî sektörleri edin.

Geliyoruz, bu rüzgâr, güneş, jeotermal enerjiye. 3 dakikam kaldı... Bunları destekleyelim arkadaşlar, yalnız ayakta dursunlar. Sayın Yıldız, dün, güzel bir konuşma yaptı; ama, katılmadığımız yerler var; birim maliyetinin, nükleer enerjiye yakın olarak 2 000-2 500 civarında olduğunu söyledi. İkimizden birinin hesap makinesinde bir hata var; biz, 900 ilâ 1 300 civarında görüyoruz dünyada. Neyi örnek aldı, neyi ortalama aldı, bilmiyorum; böyle değil. Hidrolik konusuna gelince, kendisiyle de mutabakata vardık. Yatırım maliyetleri açısından da, performansları açısından da, hidrolik ile rüzgâr arasında farklılık vardır; yaklaşık yüzde 31 kapasite farklılığı oluşur, her zaman böyle kabul edilir. Şimdi, böyle bir kapasite farklılığı varken, hidrolik ile rüzgârı aynı kefede değerlendiremezsiniz, rüzgârı korumanız lazım. Eğer yapacaksanız, yük mü getirecek; getirsin, hidrolik temiz midir; temizdir. "Türkiye'deki ortalama satış fiyatını baz alıyoruz" deniliyor. İşte, elimde, Yüksek Denetleme Kurulunun Meclise sunduğu rapor var. "Hidrolikler hesaplanırken, gerçek maliyetlerle hesaplanmamıştır" diye, bütçe görüşülürken Sayın Bakana verilmiş. "Kömür hesaplanırken, çevresel etkenler, filtrelizasyon bunun içerisine alınmamıştır" diye Bakana sunulmuş. O zaman, ortaya çıkardığınız maliyetler -Yüksek Denetleme Kurulu size bu raporu verdiğine göre- doğru maliyetler değil. Bu maliyetler üzerinden yola çıkıp, siz bir baz alırsanız, Türkiye yanılgıya düşer. Gerçeği görmek lazım, doğru teşvik vermek lazım.

Daha önce, bir öneri vardı "yüzde 26, yüzde 20 üstü" deniliyordu. Ne etti arkadaşlar? Yüzde 40 alım garantisi için. "Ortalama satış fiyatının yüzde 20 eksiği, yüzde 20 fazlası olabilir" deniliyordu. Bu ne demektir biliyor musunuz; bu ülkede yüzde 40'lık bir istikrarsızlık bekleniyor, olabilecek istikrarsızlığa göre, yüzde 20 aşağı inebiliriz, yüzde 20 yukarı çıkabiliriz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - "Gelişmelere" doğru olabilir "istikrarsızlık" demek doğru değil.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Arkadaşlar; yani, hangi gelişme yüzde 40'ı kaldırır? Ya-ni, bir adama, kredi alacağınız yere diyorsunuz ki "bana bir kredi ver, benim alım garantim, ya 80 lira ya 120 lira" adamı kapıdan kovarlar. Böyle bir planlama olur mu; mümkün değil.

Geliyoruz ortalama satış fiyatına: "Ortalama satış fiyatı, TETAŞ satış fiyatı" diyorlar, Sa-yın Yıldız da öyle dedi. Doğru, şimdi öyle görünüyor, aşağı yukarı. Peki, 5 yıl sonra bu özelleş-tirme olduğunda, devredildiğinde ne olacak; neyi baz alacaksınız; yatırımcıyla devleti karşı karşı-ya mı getireceksiniz, böyle şey olur mu? Daha önemli bir bazın alınması. En azından rüzgâr için iletim masraflarının -Almanya'da yüzde 5 alınır, İsviçre'de sıfır alınır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Seyhan, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

İsviçre'de yüzde sıfır alınıyor. "İletim maliyetlerinin yüzde 20'sini öder" diyebilmelisi-niz. Peki, yenilenebilir enerji kaynakları arasında ayrımcılık olmuyor mu? Eğer bu kaynakları isti-yorsanız, birbirleriyle rekabet gücünü oluşturabilmek için, sektörler arasında maliyet farklılığı varsa maliyeti dengelemek zorundasınız. Hani, siz, doğalgaz kullanan seramikçiler ile diğerlerini dengelemediniz mi teşvik verip, şimdi niye rüzgâr ile hidroliği dengelemiyorsunuz? Bu çelişkiyi kimseye anlatamayız. Rica ediyorum, eğer önerileriniz varsa Sayın Bakanım, bizimle onları paylaşın, mümkünse bu kanuna geçici madde eklemeyin, gönül rahatlığıyla biz oy verelim ve ülkemize bir kanun kazandıralım.

Beni dinleyen ve bu kanuna destek veren bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Seyhan.

Komisyon adına, Komisyon Başkanı Kütahya Milletvekili Sayın Soner Aksoy.

Buyurun Sayın Aksoy. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) - Muhterem Başkan, çok değerli milletvekili kardeşlerim; sözlerime başlarken hepinize en derin sevgiler ve saygılar sunarım.

Komisyon olarak söz almaktaki maksadım, yasanın ehemmiyetine binaendir. Hakikaten, ülkemizde, bu konuda çok yeterli bilgi birikimleri olmadığı gibi, farklı anlayış ve kavram karmaşası da söz konusu. Bu itibarla, bir birliğe, beraberliğe girmek ve özellikle son derece önemli olan bu noktada, enerji noktasında Parlamentomuzda belli bir konsensüsün de olması gerektiğine inanıyorum. Bu düşünceyle söz almış bulunuyorum.

Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısı, enerji politikamız açısından, bence, gururla, iftiharla getirilebilen en önemli yasalarımızdan biridir; çünkü, millî kaynaklarımızı değerlendirme noktasında ve enerji politikasında çok ciddî bir adımı işgal etmektedir.

Biliyorsunuz, enerji politikaları, ülkelerin gelecekleriyle alakalı olan bir hadisedir. Kalkınma sürecini başlatmış bir ülke için de, çok önemli bir politikadır. Enerjide arz güvenliği dediğimiz çok önemli bir hadise söz konusudur. Arz güvenliğini sağlayabilmek, sürekli, ucuz, devamlı ve kaliteli enerjiyi sanayicimize, halkımıza takdim edebilmek, bir hükümetin, bir iktidarın en önemli görevlerinden biridir. Bunun için de, iktidarların, bu fonksiyonu en iyi şekilde yerine getirebilmesi için enerji kaynaklarını çeşitlendirmesi gerekir, enerji kaynaklarını güvenilir kaynaklara doğru götürmesi ve alternatifleri artırması gerekir. Bütün dünya bu istikamette cereyan etmektedir ve çalışmalarını buna göre planlamaktadır. Özellikle, 1973 petrol krizinden sonra meydana gelen yüksek fiyat, enerjide çok ciddî bir arz güvenliğinin her zaman olabileceğini ortaya koymuş ve ülkelerin, bu istikamette ciddî tedbirler almasını gerektirdiği ortaya çıkmıştır. Bunun için, bütün ülkeler, enerjiyle alakalı, özellikle fosil kaynakların egemenliğine son verecek bir çalışma çerçevesine girmişlerdir.

1973 yılına kadar, çok bol bulunan, çok kolay temin edilen fosil kaynaklar, enerjide egemenliğini sürdürmüş; fakat, 73 kriziyle bu egemenlik, ülkeleri krize sokması itibariyle, sanayii ve insanları müşkül duruma düşürmüş ve bunun üzerinde çok ciddî düşünülmesi gerektiği daha bilinçli bir şekilde anlaşılmıştır. Arkasından, çevrecilerin fosil enerji aleyhine yapmış oldukları girişimler de bir çevre bilincini oluşturmuştur. Bunlar bir araya gelince, insanlar, yenilenebilir dediğimiz kendi özgün değerlerine dönerek elektrik üretmeye, enerji üretmeye karar vermişlerdir ve bu istikamette çok ciddî politikalar ortaya koymuşlardır. Mesela, bununla alakalı dünyadan çeşitli örnekler verebiliriz. Bunların başında, bizim entegre olmayı düşündüğümüz AB ülkeleri gelmektedir. AB ülkelerinde yenilenebilir enerjinin sadece enerji olarak payı 2030 yılında yüzde 12, elektrik olarak da payı yüzde 26 mertebelerinde olacaktır. Elektrikteki payını yüzde 26'ya 2030 yılında çıkarmayı hedeflemişlerdir ve bu istikamette çalışmaktadırlar.

Arkadaşlar, bu yenilenebilir enerjiler, bildiğiniz gibi, küçük su kaynaklarının harekete geçirilmesi, çok büyük hidrolik santrallerin dışında, 50 megavata kadar olan, 10 ve 50 megavat civarında olan su kaynaklarıdır ki, Türkiye'de bu imkânlar değerlendirildiği takdirde, biz, 10 000 megavat gücünde bir enerjiyi 2010 yılına kadar veya önümüzdeki yıllarda teşvik etme imkânımız olursa, formaliteleri ve bürokrasiyi uygun bir hale getirebilirsek, küçük su kaynaklarından, 10 000 megavat gücünde bir güç potansiyelini harekete geçirebiliriz. 10 000 megavat güç, bugün Türkiye'nin şu anda kullanmakta olduğu gücün üçte 1'i mertebesindedir. Bu, sadece küçük su kaynakları için söylenmiş olan bir husustur. Yani, bizim, ayrıca, hidrolik potansiyelimiz vardır, o da bir temiz enerjidir; ama, biz, onu konuşmuyoruz burada, küçük hidrolik su kaynaklarını konuşuyoruz.

Muhterem kardeşlerim, bunun ötesinde, yıllardır, yüzyıllardır hatta, Anadolu'nun üzerinden esmekte olan rüzgâr vardır. Bu rüzgâr, çok önemli bir potansiyeldir. Son zamanlarda, Batılılar, bu rüzgârdan çok büyük enerji elde etmişler ve kullanmaktadırlar. Bu enerjiyle alakalı,

rüzgâr enerjisiyle alakalı birtakım dedikodular vardır, çok ses yapıyor, kuşları öldürüyor vesaire; bunların hepsi fosil yakıt kullananların lobisinin söylemiş olduğu laflardır. Bunların hiçbirine itibar etmeyiniz muhterem kardeşlerim. Asıl olan, bizim, esmekte olan rüzgârımızı ticarileştirmektir, esmekte olan rüzgârımızdan enerji üretmektir ve yararlanmaktır.

Batılılar, sinekten yağ çıkarmayı hesap eden, 1 kuruşu bile lüzumsuz harcamayı düşünmeyen insanlar, bugün, kalkmışlar, denizin ortasında metrelerce, kilometrelerce ileriye giderek off-shore'da rüzgârdan enerji üreten tarlalar üretmişlerdir. Bir kanadın uzunluğu 32 metre olan bir rüzgâr türbini döndüğü zaman, meydana gelen alanın her 4 metrekaresinden bir hanenin enerjisini bir yıl içerisinde temin etmek mümkündür. Dolayısıyla, bu rüzgârdan enerji üretme meselesi son derece temizdir, son derece güzeldir ve yararlıdır.

Demektedirler ki, rüzgâr bazen esiyor bazen esmiyor, enterkonnekte sistemde problemler çıkarıyor. Arkadaşlar, bunun için teknik düzenekler vardır. Ayrıca, bir yere bir tane rüzgâr türbini koymuyorsunuz, bir tarlaya koyuyorsunuz veya başka yerlere de kuruyorsunuz. Bir yerde esmiyorsa rüzgâr öbür yerde esiyor. Zaten, rüzgâr haritaları var, yıl içerisinde rüzgâr esim saatlerini gösteren rüzgâr haritaları yapılmış; bu haritalar çerçevesi içerisinde bu yatırımlar yapılıyor. Bunları yapan insanlar, dağların başına tırmanıp milyonlar, milyarlar döken bu insanlar herhalde akılsız insanlar değildir.

Rüzgâr enerjisi ötesinde, başka enerji türleri de var, mesela, jeotermal enerji. Bugün, Türkiye, jeotermal enerji yönünden de dünyanın sayılı, yerküre içerisindeki yüzde 5'lik alan içerisinde yer alan bir ülkedir. Böyle konumda olan bir ülkede, jeotermal enerji olarak... Türkiye, sadece geleneksel yöntemler itibariyle jeotermal enerjiden yararlanmaktadır. Bunun yanında, bizim, sanayi mamulü üretiminde, soğutmada, ısıtmada, elektrik üretiminde, kurutmada, seracılıkta ve balıkçılıkta jeotermal enerjiyi kullanabilecek pek çok geniş sahalarımız mevcuttur ve buna ait potansiyelimiz de vardır.

Muhterem kardeşlerim, bu potansiyelleri çıkarmak ve bunlardan yararlanmak niçin teşvik edilmesin? Birisinin şuraya gelip ayakkabı fabrikası kurmasını, salça fabrikası kurmasını teşvik ediyoruz da, bütün sanayiin ana maddesi, ana girdisi olan elektriği, enerjiyi üretecek olan ana tesiste teşvikte neden çekimser davranıyoruz, niye birtakım tereddütler ve istifhamlar oluşuyor?

Arkadaşlar, fosil üreticilerinin egemenliği yine devam etsin istiyor birtakım düşünce sahipleri. Biz, zaten fosile bir noktada muhtacız; ama, bir yönden de, kendi özkaynaklarımızı almak suretiyle, dövizden tasarruf etmek istiyoruz. Kendi kaynaklarımızı almak istiyoruz.

İşte, biraz önce Sayın Tacidar Bey bahsetti "yarın, vanaları kapattığınız zaman ne yapacaksınız" dedi. Arz güvenliği diye bir hadise var. Grev oldu ne yapacaksınız? Lokavt oldu ne yapacaksınız? Yenilenebilir enerjide böyle şeyler yok arkadaşlar; kesilmesi yok, lokavtı yok, grevi yok, vanası yok, geldisi yok, gittisi yok, kullandığın maddenin maliyeti yok... Bu, kendi özdeğerlerimiz, kendi özvarlığımız. Enerji Bakanlığımız, değerli uzmanlarla beraber düşünmüşler taşınmışlar, bir sene uğraşmışlar ve bunun teşvik edilmesini öngören, mükemmele yakın bir yasayı hazırlayıp getirmişler, Başbakanlıktan geçirmişler. Başbakanlıkta koordinasyon toplantısı yapılmış, bütün müsteşarlar toplanmış; lehte, aleyhte konuşmalar yapılmış, maddeler süzülmüş gelmiş, komisyonumuza intikal etmiş. Bu, bir teklif de değil. Bir kardeşimizin kıymetli bir görüşü de olabilir; o da değil. Bu, hükümetimizin bir tasarısıdır ve hükümetimizin tasarısı görüşülürken, biz, komisyonumuzda, herkese açık olarak bunun görüşmesini yaptık; herkesi de davet ettik. Herkes, eteğindeki taşı döksün, varsa bildiği, gelsin anlatsın dedik. Geldiler; anlattık, konuştuk; ama, maalesef, bir sene önce, bu yasa, Meclise geldikten sonra, bazı kişiler tarafından durduruldu. Komisyon olarak bu noktada üzüntü içerisinde olduğumuzu, şahsım ve arkadaşlarım adına ifade etmeden geçemeyeceğim. Doğrusu, bundan sonra böyle hadiselerin olmasını da gönlüm istememektedir. Onun için, burada, bu ifadeyi izhar etmek zorunda kaldım.

Arkadaşlar, eğer, bir fikrimiz, bir düşüncemiz varsa, bunları yasa tasarısı hazırlanırken ortaya koyalım; olmadı; komisyonlar açıktır, özgürce her şey orada tartışılabilir. Hele, hükümetten gelen yasayı -biz, iktidar milletvekilleri olarak- komisyondaki arkadaşlarımız, çok daha dikkatli bir şekilde değerlendiriyorlar, çok daha özenle ele alıyorlar. Bu bakımdan, yenilenebilir enerjinin bir senelik bir inkıtası olmuştur. Bunun da memlekete faydasını olduğunu söylemek mümkün değildir. Bunlar şahsî kanaatlerimdir.

Fakat, her şeye rağmen, şu anda böyle bir tasarıyı getirmiş olmanın gururu ve mutluluğu içerisindeyim; çünkü, milletimize ait, milletimizin denizini, havasını, suyunu kirletmeden, insanını kirletmeden, temel insan hakkı olan çevreden etkilenmeden temiz enerji üretme yolunu açmış bulunuyoruz. Denizini, suyunu, havasını, rüzgârını, jeotermal kaynaklarını, artıklarını ticarileştirmek, enerji gibi bir değere ulaştırmak istiyoruz

Bu bakımdan, şu anda yapmış olduğumuz yasanın son derece önemli olduğuna inanıyorum. Biliyorsunuz, çevrecilerin iddialarında da büyük haklılık payı vardır. Türkiye, dünyada, sera gazları dediğimiz bir hadise, emisyon değerlerinin artışı, bütün dünya için çok önemli bir ekolojik felaket halinde değerlendirilmektedir. Bugünkü bilim adamları, çevre şartları itibariyle, bunu,ekolojik bir felakete gittiğimizi ifade etmektedirler. Ben, bu yaşıma kadar, Türkiye'de, 50 metre yüksekliğindeki hortumun bir kamyonu alıp da bir yerden bir başka yere götürdüğünü hiç görmemiştim; ama, geçen sene, Çubuk'ta bu hadiseyi yaşadık ve Senirkent'te, Hatay'da, Bartın'da, Rize'de, Antalya'da beklenmedik sel hadiseleri meydana geldi.

İklim değişmelerinin olduğunu artık bilim kabul etmektedir ve şu ana kadar, dünya sıcaklığında yarım derece bir yükselme olmuştur. Eğer, önlemler alınmazsa, 2020 yılında sıcaklık artışının daha fazla olacağı, 1 derece daha artış göstereceği ve dünyadaki su seviyesinin 1 metre yükseleceği ifade edilmektedir. Su seviyesinin 1 metre yükselmesi pek çok şehrin sular altında kalması demektir. Gelecekle alakalı olan bu konuya karşı asla duyarsız olamayız.

Ayrıca, biz, AB'yle yapmış olduğumuz müzakerelerde de yenilenebilir enerjiye özen göstereceğimiz hakkında taahhütlerde bulunuyoruz ve 24 Mayıs 2004 tarihinde de İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine imza atmış bir ülkeyiz.

Bir diğer husus, Kioto Anlaşmasının devreye girmesidir. Kioto Protokolü, Rusya'nın imza atmasıyla, yüzde 55'i tamamladığı için, uygulamaya geçme noktasına gelmiştir ve önümüzdeki yıllarda, biz imzalamasak da, Amerika imzalamasa da, yaptırımlara başlayacaktır arkadaşlar. Bunu da yakinen bilmek zorundayız.

Şimdi, bununla alakalı küçük bir misal arz etmek istiyorum. Sadece rüzgâr enerjisiyle alakalı çok ciddî bir potansiyele sahibiz, 40 000 megavatlık bir güce sahibiz, bunu meydana getirebiliriz. Bu, potansiyel olarak gözüküyor; ama, teknik olarak bunu 10 000 megavat ürettiğimizi düşünelim, 10 000 megavat da hidrolikten enerji ürettiğimizi düşünecek olursak, farz edelim 2010 yılında bu iki kaynağı; yani, küçük su kaynağını ve sadece rüzgârı 20 000 megavat olarak devreye soktuğumuz takdirde, bakınız, çevreye salınan gazlardan ne kadar büyük, atmosferimiz yararlanmış, insanlarımız yararlanmış olacaktır.

Arkadaşlar, bunu, şunun için söylüyorum: Bilim adamları iddia etmektedirler ki, kanser, bir çevre hastalığıdır. Biz, atalarımızdan, dedelerimizden kanser diye bir hastalık duymadık. Kanser bir çevre hastalığıdır. Bilim adamları da bu istikamette kanıtlı beyanlarda bulunuyorlar.

Sera gazı emisyon değerleri itibariyle, eğer bu söylediğim enerjileri, yenilenebilir enerjiden üretebilecek olursak, 2010 yılında, sadece karbondioksit yoluyla, bir yılda, 260 000 ton kükürtdioksit çevreye salmamış olacağız; ayrıca, azotdioksit olarak da bir yılda 144 000 ton azot çevreye salmamış olacağız; karbondioksit gibi zararlı bir emisyon değerini de 36 000 000 ton olarak salmamış olacağız.

Bütün bunları toplayın ve on yılla çarpın, yirmi yılla çarpın, işte, şu kadar milyon ton sera gazını siz salmamış olacaksınız ve geleceğiniz, nesliniz daha sağlıklı bir ortamda yaşayacak.

Eğer bunlar yapılmadığı takdirde, zaten, 2008 yılında, Türkiye enerjisi arz ve talep itibariyle balans oluyor ve 2009 yılında, güvenilir bir enerji kaynağı desteği kalmıyor. Mecburen, yeni enerji kaynaklarına ihtiyaç vardır. Hatta, 2009 yılında, bugün lisans almış olan yatırımlar yapılmış dahi olsa, güvenilir bir destek kalmamış oluyor. O zaman ne olacak; 2012 yıllarında nükleer enerji kullanmak zorunda kalacağız.

Bakınız, geçen gün, İsviçre Sanayi Komisyonu, 16 kişi olduğu gibi bize geldi ve İsviçre'de 11 nükleer santral merkezinin bulunduğunu ifade ettiler ve nükleer santrallerin hepsini kapatmaya karar verdiklerini ifade ettiler.

Size, bununla alakalı, dünyadaki çeşitli gelişmeleri ve bu istikametteki çeşitli değerleri açıklamam mümkündür; ama, çok az bir vaktim kaldı. Sadece şunu söylemek istiyorum: Enerji üretiminde kömür kullanımı, sadece Avrupa'da, 2030 yılına kadar, sadece yüzde 0,6 bir artış gösterecektir. Yine, 2030 yılına kadar, petrolden enerji üretimi, yüzde eksi 4 olarak azalmaya devam edecektir. AB ülkeleri, artık, petrolden elektrik üretiminden vazgeçmiş durumdadırlar. Sadece doğalgazdan enerji üretimi her yıl yüzde 3,7 oranında artacaktır. Nükleer santral olarak da, AB ülkeleri, 2030 yılına kadar, her yıl yüzde 2 oranında azaltma yapacaklar ve bugünkü nükleer enerji güçlerini yarı yarıya indireceklerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Aksoy, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Devamla) - Sayın Başkanım, 1 dakika daha rica ediyorum.

BAŞKAN - 1 dakika ilave ettim şu anda.

Buyurun.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Devamla) - AB ülkelerinde, hidrolik enerji, biyomas, biyokütle, rüzgâr ve diğer enerjilerin 2030 yılına kadar yıllık artış ortalaması yüzde 9 mertebesindedir ve burada, 2030 yılında, AB ülkelerinde elektrik üretiminin yüzde 26 olduğu ifade edilmektedir. Dünya Enerji Ajansının yapmış olduğu çok sağlıklı bir araştırmanın sonuçlarıdır. 

Muhterem kardeşlerim, vaktimiz dolmuştur. Çok önemli olan bu yasa tasarısına karşı çok büyük alaka ve destek göstereceğiniz inancıyla, hepinize en derin sevgiler, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aksoy.

Tasarının tümü üzerinde, şahsı adına, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Eraslan; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

MEHMET ERASLAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısı hakkında söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabiî ki, gerçekten, ülkemizin enerji politikasına ilişkin çok önemli bir kanunu, şu an, görüşüyoruz ve kanunun genel hatlarına baktığımız zaman, bu kanun tasarısı, özel sektör tarafından üretilecek olan, özel sektör tarafından üretilen yenilenebilir enerji kaynaklarından; yani, rüzgâr, su, güneş enerjisi, hidrolik ve benzeri yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektrik enerjisini satın alma garantisini getiriyor. Yedi yıl veya on yıl özel sektör ürettiği elektrik enerjisini devlete satacak, devlet de, o elektrik enerjisini alma garantisini bu kanunla vermiş olacak. Tabiî ki, tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisine, 28.6.2004 tarihinde geldi, aradan 11 ay geçti; yani, gerçekten, bu kadar önemli, hassas bir mevzuu, niye Türkiye Büyük Millet Meclisinde 11 ay bekledi diye düşünmek lazım; fakat, Hazineden sorumlu Bakan Ali Babacan, ilk önce, bu kanun tasarısına karşı çıktılar ve "eğer, bu tasarıyı yasalaştırır ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirirsek, bu hazineye çok büyük yükler getirecektir. Bu yükün altından kalkamayacağız" şeklinde ifadeleri olmuştu ve 11 aydan beri Türkiye Büyük Millet Meclisinde -ne yapıyor- kanun bekliyor.

Aynı zamanda, kanun ne getiriyor; beraberinde işte rezervuarlı tesislerin, barajlı tesislerin, hidroelektrik santrallerinin kamulaştırma bedelini yine Hazine öder deniliyor 13 üncü maddede. Ona biraz sonra geleceğim ama...

Bugün bu tasarı, 11 ay sonra kanunlaşmak üzere, Meclisten geçmek üzere önümüze geldi. Şimdi, değerli arkadaşlar, verilere bakıyoruz, Türkiye'nin şu an kurulu elektrik gücü 36 000 megavat ve Türkiye'nin ihtiyaç anında tükettiği maksimum enerji miktarı da 22 000 megavat. Türkiye'nin şu an elektrik enerjisi konusunda 14 000 megavat elektrik enerjisi fazlası var. Çok şükür, iyi bir şey. Ve bazı ülkelere elektrik de ihraç ediyoruz, elektrik enerjisi de satıyoruz. Bu da çok güzel bir şey. Fakat, yani, stand-by anlaşması yapıyoruz, IMF'den 10 milyar dolar borç para alacağız, birtakım iç borçlanmalara ve dış borçlanmalara gidiyoruz ve maalesef, Enerji Bakanlığı, Hazineden sorumlu bakanlık, durduğu yerde, böyle alım garantileri, elektrik enerjisi alım garantisi vererek kendi kendini sıkıntıya sokuyor, parasal açıdan, kaynak açısından kendini riske atıyor diye düşünüyorum.

Tabiî ki, desteklenmeli midir; desteklenmelidir. Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi desteklenmelidir. Bunlar, ülkenin çıkarları doğrultusunda ele alınan meselelerdir. Bunlar, bizim özkaynaklarımızdır, Türkiye'nin kaynaklarıdır. Bu kaynakların kullanılması gerekmektedir. Fakat, vergi muafiyeti şeklinde olabilir bu, KDV indirimi şeklinde olabilir, bedelsiz arsa tahsisi şeklinde olabilir, vergi indirimi şeklinde olabilir. Avrupa Birliği ülkeleri böyle yapıyor; yani, desteklerken, özel sektöre bu noktada yardımcı olurken, yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimine ilişkin destekleri bu şekilde veriyor; ama, hiçbir Avrupa ülkesi, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilecek olan elektrik enerjisine alım garantisi getirmiyor, alım garantisi vermiyor; özel sektöre, ben senden bunu yedi yıl süreyle alacağım, ben senden bunu on yıl süreyle alacağım şeklinde bir yükümlülüğün, ekonomisini de, hazinesini de sıkıntıya sokacak bir yükümlülüğün de altına girmiyor; bunu da ifade etmek istiyorum.

Şimdi, bakıyoruz, kamunun, devletin elektrik santralları zaten verimsiz çalışıyor, yüzde 60 kapasiteyle çalışıyor. Şu an, kamuya ait elektrik santrallarımızın, yani, fosil kaynaklardan üretim yapan -kömür, petrol, doğalgaz gibi kaynaklardan- fosil kaynaklardan elektrik enerjisi üreten, kamunun, kendi malımızın kapasiteleri yüzde 65 oranında, yüzde 65 kapasiteyle çalışıyor.

Eğer, hazinenin çok parası var ise, eğer para ve kaynak sıkıntımız yok ise, gelin, bunların rehabilitasyonunu yapalım. Gelin, daha etkin bir şekilde çalışmalarını sağlayalım. Onları, yüzde 60 veya yüzde 65 kapasiteyle değil, yüzde 100 kapasiteyle çalışan duruma getirelim.

Bunlar, bizim kamunun kaynakları, kendi kaynaklarımız, kendi elektrik santrallarımız; ama, bir taraftan, bakıyorsunuz, kamunun elektrik santralları yüzde 60, yüzde 65 kapasiteyle, atıl kapasiteyle, düşük kapasiteyle çalışırken; ama, bir de bakıyorsunuz, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilecek elektrik enerjisine uzun vadeli alım garantisi getirerek, ekonomik ve parasal açıdan kendimizi sıkıntıya sokuyoruz. Bu da ayrıca bir çelişki; bunu da bilgilerinize arz etmek istiyorum.

Tabiî ki, hükümetten gelen kanun tasarısında, bakıyoruz, 13 üncü madde yok. Ben, bunu Tamer Beyle de görüştüm, konuştum, verdikleri bilgilere teşekkür ediyorum, ifade ediyorum, dolayısıyla, onlara inandığımı, güvendiğimi teyit etmek istiyorum. Fakat, biz, kamulaştırma bedelini öderken, rezervuarlı, sanırım, Türkiye'de Yamula Barajından başka yok. Yani, herhalde, sadece,

kamulaştırmasını ödeyeceğimiz rezervuarlı baraj Kızılırmak üzerinde kurulu olan Yamula Barajı, onun dışında kamulaştırmasını ödeyeceğimiz, 13 üncü maddeyle... Komisyona tasarı geldiğinde 13 üncü madde yoktu, komisyondaki görüşmeler esnasında 13 üncü madde konulmuş ve rezervuarlı, barajlı su havzası şeklinde elektrik enerjisi üreten elektrik santralimize kamulaştırma bedelini ödüyoruz; ama, Sayın Bakanıma soruyorum, kaç tane barajın veya Türkiye'de kaç tane rezervuarlı barajın kamulaştırma bedelini ödüyoruz, bunların Hazineye yükü ne kadar, Yamula Barajına ödeyeceğimiz paranın 55 milyon dolar veya 80 milyon dolar civarında Hazineye yük getireceğini biliyorum; ama, bunun dışında Türkiye'de bu şekilde kaç tane barajımız var, kaç tane barajın kamulaştırma bedelini ödeyeceğiz ve kaç 100 milyon dolar Hazineye yük getirecek, bu da bizim merak ettiğimiz, Sayın Bakanımızdan öğrenmek istediğimiz ayrı bir konu.

Biz, geçen yıl Sayın Enerji Bakanımızın yanına gittik, dedik ki "Sayın Bakanım, biz, Amik Ovasında Reyhanlı Barajını çok arzuluyoruz. Reyhanlı Barajı 1995 yılında projelendirilmiş ve devlet yatırım programına alınmış bir proje, bu barajı hayata geçirelim, temellerini atalım." Amik Ovasında çiftçi şu an tarlasını, ürününü, arazisini sulayacak suyu bulamamaktadır. Yeraltı suları tükenmiştir, daha önce 30 metreden, 40 metreden su çıkarırken, bugün, 250-300 metre derinlikten enerjiyle su çıkarmaktadır ve dolayısıyla, enerji maliyetleri çiftçinin belini kırmaktadır; bize bu noktada yardımcı olun, on yıldan beri beklenen Reyhanlı barajının temelini atalım ve bu hizmet de iktidarın hizmeti olsun...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Eraslan, konuşmanızı tamamlar mısınız; buyurun.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Amik Ovasındaki milyonlarca çiftçiyi suyla buluşturalım, onlar araziden topraktan bir iki ürün daha fazla alabilsinler dedik; ama, bu noktada, maalesef, bırakın Amik Ovasındaki Reyhanlı barajına para alabilmeyi, Tarım Bakanımıza -Hazine arazileri var Amik Ovasında- Reyhanlı barajını yapacağımız bölgedeki şahıs arazileri ile oradaki TİGEM'in ve Hazine arazilerinin takasını yapalım, en azından kamulaştırma sorununu böyle çözelim, kamulaştırma sorununu çözmek işin yarısını, yüzde 50'sini bitirmek anlamına gelir dedik; ama, Tarım Bakanımızdan da bu barajın başlatılması ve yapılmasına ilişkin hiçbir destek alamadığımızı ifade etmek istiyorum. Maalesef, 10 yıldan beri, Reyhanlı barajının yapılması büyük bir özlemle, büyük bir hasretle beklenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Eraslan, Genel Kurula teşekkür eder misiniz; buyurun.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimini destekleyelim; ama, Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi destekleyelim; Hazineyi, ekonomiyi, kaynaklarımızı parasal açıdan sıkıntıya sokacak şekilde olmasın diyorum ve beni dinlediğiniz için hepinizi saygıyla selamlıyorum ve hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Tasarının tümü üzerinde, şahsı adına, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan; buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının, ülkemize ve milletimize hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. İnşallah, bu kanun tasarısı burada kanunlaştıktan sonra, Türkiye'nin çok büyük bir potansiyele sahip olduğu kaynaklarını harekete geçirip, hem ülke ekonomisine hem de ülke insanına büyük faydalar getirir.

Değerli milletvekilleri, bu başlangıçtaki güzel temennilerden sonra, şunu da ifade etmekten kendimi alamıyorum: Bu kanun, 15.6.2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunuluyor ve 28.6.2004 tarihinde de komisyonlara havale ediliyor. Yaklaşık onbir ay öncesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelen bir kanun tasarısı, bugüne kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilemedi. Bunun sebeplerini de, burada, mutlaka tartışmamız lazım. Genel gerekçeye bakınca, hakikaten, son derece iyi niyetle, güzel duygularla, üzerinde çalışılmış, hazırlanmış bir kanun tasarısı; ancak, ne gariptir ki, bu kadar güzel genel gerekçelere sahip olan ve uygulandığında da, ülkeye, hakikaten büyük katkılar sağlayacak olan bir kanun tasarısı, hangi gerekçeyle, hangi nedenle, onbir süreyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilememiştir?

Tabiî, bu konuyla ilgili, basında, televizyonda, yalanlanmayan, inkâr edilmeyen birçok sözler yer aldı. Mesela, Sayın Ali Babacan'ın şu sözleri, basında ve televizyonda, çeşitli kereler yer aldı; Sayın Babacan'ın ifadelerinin şu olduğu söylendi: "İşte, ben, uluslararası petrol şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle görüştüm. Amerikan Enerji Ajansıyla da görüştüm. Yenilenebilir enerji olayı çok önemli bir şey değil Türkiye için. Daha önemli yatırımlar var. Buna öncelik vermeye gerek yok."

Ben, bu sözlere inanmak istemiyorum; ancak, bunlar, aylar öncesinde Türkiye'nin gündeminde yer alan sözler. Eğer bir Sayın Bakan, Türkiye için çok yararlı olacak bir kanun

tasarısının, uluslararası petrol şirketlerinin arzusu istikametinde, onların yönlendirmesi neticesinde Türkiye için faydalı olamayabileceğini ifade ediyorsa, bunun üzerinde çok ciddî ölçüde durmamız gerektiği inancındayım. Elbette, uluslararası petrol şirketleri, bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de yenilenebilir enerji kaynaklarından istifade etmemizin önüne geçmek için bir gayret içerisinde olabilirler. Bunu yapmaları, kendileri açısından son derece tabiî, doğal; ancak, bir Sayın Bakanın, bunu, bu şekilde ifade etmiş olması... Ülke menfaatlarını savunma noktasında en ön sırada olması gereken bir Bakanın bu ifadelerinin söylenmemiş olduğunu, yanlış olduğunu, yanlış değerlendirmeler olduğunu kabul etmek istiyorum.

Niye bunu söylüyorum; çünkü, yenilenebilir enerji kaynakları açısından, Türkiye, hakikaten, son derece büyük bir potansiyele sahip. Yaklaşık 2 600 saat civarında güneş enerjisinden istifade eden bir ülke. Rüzgâr enerjisi bakımından, Avrupa'da, İrlanda'dan sonra ikinci sırada olan bir ülke ve çok çarpıcı bir örnek, örneğin Norveç, petrol ihraç eden bir ülke; ancak, elektrik üretiminin yüzde 100'ünü hidrolik santrallardan elde ediyor. Kendisi petrol ihraç ediyor, petrol rezervleri son derece fazla olan bir ülke; ancak, petrol ihraç eden bir ülke, elektrik enerjisini hidrolik santrallardan sağlıyor. Mesela, Danimarka, elektrik üretiminin yüzde 20'sini rüzgâr enerjisinde sağlıyor ve yine Yunanistan'da, komşumuzda, bu rakamlar son derece yüksek oranlarda.

İşte, şimdi, Türkiye, böyle bir potansiyel yakaladı. Böyle bir güce sahip olan bir ülke, getirilebilen bir kanun tasarısıyla da ayaklarını sağlam olarak yere basmak üzere; ancak, bu konuyla ilgili eleştireceğimiz, eksik gördüğümüz bazı hususların olduğunu da ifade etmek istiyorum. Mesela, Almanya, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili kanunu yürürlüğe koyduktan sonra, bunun toplam enerji içerisindeki payını yüzde 8'lere ulaştırmıştır.

Dünya ve Türkiye kirleniyor, çevre açısından hiç arzu etmediğimiz neticelerle karşı karşıyayız. Çevremiz, geleceğimiz, gelecek nesillere emanet olarak bırakacağımız bir şey değil, onlardan emanet olarak tertemiz onlara bırakmamız gereken bir çevre. Öyleyse, biz de ülke olarak, Türkiye olarak güneş enerjisini, rüzgâr enerjisini, jeotermalimizi, hidrolik kaynaklarımızı, eğer ciddî bir şekilde harekete geçirebilirsek, bunlardan azamî ölçüde yararlanmanın yollarını bulabilirsek, ben, öyle inanıyorum ki, önümüzdeki 15-20 yıl içerisinde bu sahada çok ileri gitmiş olan bir Türkiyeyle karşı karşıya kalacağız.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu kanun tasarısı, eğer arzu ettiğimiz şekilde buradan geçer ve eleştirdiğim hususlar burada değerlendirilir, ele alınacak olursa, bunun neticesinde Türkiye'nin enerji noktasında dışa bağımlılığı azalacak. İşte, kıt kaynakların nerelere, nasıl harcandığını hepimiz biliyoruz. İşte, petrol fiyatları 50 doların üzerine çıkınca, enflasyondaki bir miktar yükselmeyi, petrol fiyatlarındaki artışla izah ediyoruz; ancak, hemen şunun da altını çizmek istiyorum: Bakınız, dünyadaki petrol fiyatları, reel olarak, hâlâ 1980'deki fiyatların çok altındadır değerli milletvekilleri. 1980 yılındaki petrol fiyatlarının, reel olarak hâlâ altındayız ve 1980 yılındaki petrol fiyatlarını reel olarak 2005 yılına yuvarlayacak olursak, buna tekabül eden rakam 85 dolar civarındadır.

Değerli milletvekilleri, işte, dışa bağımlılığın azalacağı, kaynak çıkışının azalacağı ve sera gazı emisyonlarının azalacağı bir Türkiye'yle karşı karşıya kalacağız ve bunun neticesinde, eğer bu kaynakları harekete geçirecek olursak, Türkiye'deki istihdamın artacağını da, hep beraber büyük bir mutlulukla göreceğiz ve her şeyden önemlisi, fosil rezervlerinin de eğer bu kaynaklar harekete geçirilecek olursa, bunların muhafazası ve ileride çok acil ihtiyaçlar ortaya çıktığında bunların kullanılması da son derece olumlu olacaktır.

Sayın Tacidar Seyhan da bahsettiler, bu artı eksi 5 (euro) sent meselesi hakikaten son derece önemlidir, üzerinde ciddî bir şekilde durulması gerekmektedir. Ben, Sayın Bakanımdan da, özellikle bu konunun üzerinde yoğunlaşmalarını kendilerinden istirham ediyorum. Bu şekildeki bir belirsizliğin, Türkiye'ye yatırım yapacak olanların önünü keseceğini ve yatırım açısından bir belirsizlikle ülkemizi karşı karşıya bırakacağına inanıyorum. Yine, bununla ilgili iletim ve dağıtım katkı paylarının, bu yatırımları yapanlar tarafından muaf tutulmasının da son derece yararlı olacağını ifade ediyorum.

Dün, Sayın Taner Yıldız'ın konuşmalarındaki bazı rakamlarda da, tabiî, birçoğu son derece doğru; ama, bir iki rakamda mutabık olmadığımızı da ifade etmek istiyorum ve şunu da ifade etmeden geçmek istemiyorum: Bu son düzenlemeyle, Devlet Su İşlerine ait olan barajların, herhangi bir ödeme yapılmadan, Elektrik ve Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğüne devri meselesinin de...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Bu konuyla ilgili olarak, buna niye ihtiyaç duydukları, niçin böyle bir düzenleme getirdikleri hususunda, hem bizleri aydınlatma hem de kamuoyunu aydınlatma noktasında Sayın

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımızdan bir bilgi istirham ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Bağımsızlar sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Karar yetersayısını arayacağım Sayın Koç.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.12

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.25

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan Sarıçam (Kırklareli), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

-----0----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 95 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

646 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

4.- X Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/846) (S. Sayısı: 646) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının maddelerine geçilmesi oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, maddelere geçilmesini tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KANUN TASARISI

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Tanımlar ve Kısaltmalar

Amaç

MADDE 1. - Bu Kanunun amacı; yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımının yaygınlaştırılması, bu kaynakların güvenilir, ekonomik ve kaliteli biçimde. ekonomiye kazandırılması, kaynak çeşitliliğinin artırılması, sera gazı emisyonlarının azaltılması, atıkların değerlendirilmesi, çevrenin korunması ve bu amaçların gerçekleştirilmesinde ihtiyaç duyulan imalat sektörünün geliştirilmesidir.

BAŞKAN - Tasarının 1 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mehmet Ali Arıkan Eskişehir Milletvekili; şahısları adına Hasan Anğı Konya, Hasan Ali Çelik Sakarya, Mehmet Ali Arıkan Eskişehir Milletvekilleri...

Sayın Anğı, konuşacak mısınız tasarı üzerinde?

Sayın Çelik?..

HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) - Konuşacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - İlk söz, Mehmet Ali Arıkan, Eskişehir Milletvekili...

Sayın Arıkan, buyurun.

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 646 sıra sayılı yenilenebilir enerji kaynakları kanunu tasarısının 1 inci maddesinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Toplumların kalkınmasında başlıca unsurlardan birisi enerjidir. İçinde bulunduğumuz yüzyıl içinde yaşam düzeyinin sürekli yükselmesi, kişi başına enerji tüketimini de artırmıştır.

Günümüzde, güvenilir, ucuz ve temiz enerji temini, bütün ülkeler için enerji politikasının vazgeçilmez unsurları arasında yer almaktadır. Bununla beraber, önümüzdeki yıllarda enerji temininde çevresel etkinlikleri de mutlaka göz önünde bulundurmak mecburiyetindeyiz. Sürdürülebilir enerji politikalarının en önemli enerjisinin verimli kullanımı ve çevreye zarar vermeyen enerji teknolojisini tercih etmeliyiz.

Bugün, dünya nüfusunun yüzde 80'i, az gelişmiş bölgelerde yoksul bir yaşam sürdürmektedir. Dünyada üretilen enerjinin yüzde 70'i, dünyanın yüzde 20'sini kapsayan endüstrisi gelişmiş ülkelerce tüketilmektedir. Dünyanın ihtiyaç duyduğu enerjinin büyük bir kısmı fosil yakıtlarından elde edilmektedir. Kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtlar, işletim maliyetlerinin yüksek olmasına rağmen, ilk yatırım maliyetlerinin ucuzluğu ve üretim teknolojilerinin gelişmiş olması nedeniyle yaygın olarak kullanılmaktadır. (Gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Arıkan, bir beş saniyenizi rica edebilir miyim...

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, lütfen, sohbetlerimizi kesersek hatibi dinleme imkânımız hâsıl olacaktır. İstirham ediyorum...

Buyurun Sayın Arıkan.

MEHMET ALİ ARIKAN (Devamla) - Ancak, özellikle son yıllarda, dünya ülkelerinde, tek enerji kaynağına bağlı kalmamak gerektiği düşüncesi hâkim olmuş ve enerji güvenliği kavramı ortaya çıkmıştır. Yine, son yıllarda ortaya çıkan çevre bilinci, fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi ve tüketiminin bölgesel ve küresel seviyede çevreye zararlı olduğunun anlaşılmasını sağlamıştır. Yenilenebilir enerjide böyle bir problem yoktur ve çevre dostu bir enerjidir.

Avrupa Birliği ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletlerinde yenilenebilir enerji kaynakları hidrolik, rüzgâr, elektrik enerjisi üretiminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle 20 nci Yüzyılda, batı toplumlarında, kullan-at anlayışı nedeniyle fazla miktarda enerji tüketilmekte, bunun karşılığı olarak da çevre kirliliği yaratılmaktadır. Bugün, dünyada, sürdürülebilir enerji kullanımı, gıda üretimi, ormancılık ve demografi modellerine doğru ilerleme, geniş kapsamlı toplumsal sorunları yaratmaktadır.

Politik ve sosyal değişimlerin yanı sıra, ekonomik sistemlerin de radikal şekilde elden geçirilmesi gerekmektedir. Ekonomik göstergelerden çıkan sonuç ne olursa olsun, yoksulların sayısının arttığı bir dünya ekonomisine başarılı demek mümkün değildir. Dünyada ticaret politikalarının çevre üzerindeki etkilerine yakın zamanlara kadar yeterince ilgi gösterilmemiştir. Artık, günümüzde, çevre açısından sürdürülebilir bir dünya kurmak gerektiği ortaya çıkmıştır. Tarım ya da sanayi devrimi gibi çevre devrimi de kaçınılmaz olmuştur. Aslında, dünyada, sürdürülebilir yaşam hedefine ulaşılması, ekonomik kalkınma yönünden değiştirilmesine bağlıdır. Sürdürülebilir bir yaşam için gerekli olan şartlardan birisi de, çevrenin mutlaka korunmasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Avrupa Birliği, çevrenin korunması ve sürdürülebilir enerjiye katkıları, arz güvenliği ve yerel istihdam yaratarak sosyal bütünleşmeye katkı sağlaması nedeniyle yenilenebilir enerji kaynaklarının öncelikli olarak geliştirilmesini gerekli görmektedir. Orta dönemde ise, yenilenebilir enerji üretiminde bu hedefe ulaşılmanın sağlanması için Avrupa Birliği Komisyonu iç elektrik piyasasında yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimini teşvik eden bir direktif yayınlamıştır. Söz konusu direktif 2010 yılına kadar topluluğun tamamında yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin toplam elektrik tüketiminin yüzde 22,1'ine ulaştırılmasını hedeflemektedir. Yine, bu direktifi de, 2020 yılına kadar genel enerji üretimi içinde yenilenebilir enerji payının yüzde 12'ye ulaşması hedeflenmiştir.

Dünyamızda meydana gelen çevre kirliliğinin atmosferde önemli değişikliklere yol açması sebebiyle Birleşmiş Milletler öncülüğünde 1992 yılında İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi imzaya açılmıştır. Türkiye de 2003 yılında bu sözleşmeyi imzalamıştır.

Yine, Avrupa Birliğine girmeye çalıştığımız bugünlerde yenilenebilir enerji ülkemiz için büyük önem taşımaktadır. Gerek enerjide ithalat bağımlılığının azaltılması gerekse arz güvenliğinin sağlanması bakımından yenilenebilir enerji kullanımı, ülkemiz ulusal enerji politikası açısından son derece önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizin yenilenebilir enerji kaynakları, hidroelektrik enerjisi, jeotermal enerji, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, deniz dalgası enerjisi ve biyomas enerjileridir. Ülkemiz 126 milyar kilovat/saat; yani, ekonomik olarak yapılabilir potansiyeli ile Avrupa ekonomik potansiyelinin yaklaşık yüzde 15'ine sahip bulunmaktadır. Ülkemizde hidroelektrik santrallar yenilenebilir olmaları, yerli doğal kaynak kullanımları, işletme bakım giderlerinin düşük olması, fizikî ömürlerinin uzun oluşu, en az düzeyde olumsuz çevresel etki oluşturmaları, kırsal kesimlerde ekonomik ve sosyal yapıyı canlandırması gibi nedenlerle diğer enerji üretim tesislerine göre daha üstündür.

Türkiye, jeotermal kaynaklar ve mineralli sular açısından oldukça zengindir; ancak, daha çok, bu kaynaklar geleneksel olarak kaplıca ve içmece olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda, bu kaynaklarımız, il ve ilçelerimizde konut ısıtmacılığında kullanılmaktadır. Ülkemizde zengin olarak

bulunan jeotermal kaynaklarla aynı jeolojik sistem içerisinde bulunan mineralli sulardan mutlaka daha fazla yararlanmamız gerekmektedir. Bu alanda, gerek kaynağın değiştirilmesi gerekse mevzuat bakımından yatırımcılara daha iyi çalışma ortamı sunulması için hazırlanmış olan kanun tasarısının da bir an önce kabul edilmesi gerekmektedir.

Ülkemiz, coğrafî konumu nedeniyle sahip olduğu güneş enerjisi potansiyeli açısından diğer birçok ülkeye göre daha şanslı bulunmaktadır. Ülkemizde güneş enerjisi kullanımı, yaygın olarak güneş enerjisi sıcak su sistemleri ve bir miktar da güneş pili uygulamaları şeklinde kullanılmaktadır. Dünyada ise, düşük sıcaklıkta ısı enerjisi üreten birçok sistem uygulamaya konulmuştur. Hindistan, Çin gibi bazı ülkelerde yemek pişirmek için güneş enerjisi yaygın olarak kullanılmaktadır.

Birçok ülkenin rüzgâr potansiyelinden yararlanmaya yönelik yoğun çalışmaları bulunmaktadır. Dünya kurulu güç sıralamasında ilk sıralarda yer alan Almanya, İspanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Danimarka'nın yanı sıra, Hindistan, Hollanda, İngiltere ve İtalya'da rüzgâr türbinleri ticari olarak etkinliklerini sürdürmektedir. Bu ülkelerden Danimarka, elektrik enerjisinin yüzde 10'unu rüzgâr enerjisinden elde etmekte olup, 2030 yılında bu oranı yüzde 50'ye çıkarmayı hedeflemiştir.

Yapılan ölçümlere göre ülkemizde rüzgâr enerjisi potansiyeli, Ege, Marmara, Doğu Akdeniz bölgelerinde yüksek seviyededir. Ülkemizin bugünkü koşullarında rüzgâr enerjisi teknik potansiyelin 88 00 megavat, ekonomik potansiyelin ise 10 000 megavat civarında olduğu tespit edilmiştir.

Bugün, dünyada, hidrojen en çok umut vaat eden bir enerji kaynağıdır. Hidrojenin, fosil ve nükleer yakıtlar dışındaki imkânlarla, özellikle yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları kullanılarak sudan üretimi üzerinde durulmaktadır. Hidrojen, emin ve kontrol edilebilir bir yakıttır; dünyada teknolojiyi kullanan düzeyine ulaşmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri, 2005 yılında, ülke genelinde, toplam enerji tüketiminin yüzde 10'unun hidrojenle karşılanmasını planlamıştır. Hidrojene 21 inci Yüzyılın yakıtı olarak bakılmaktadır. Bazı gelişmiş ülkelerce, hidrojen enerjisine dayalı araçların seri üretimine geçileceği yönünde açıklamalar yapılmaktadır. Yine, gelişmiş ülkelerde, ticarî ve endüstriyel boyutta hidrojen enerjisi kullanımını öngören proje kamuoyuyla paylaşılmaktadır.

Ülkemizde hidrojen üretimi konusunda yeterli bir faaliyet yoktur. Aslında, ülkemizde bulunan zengin bor mineralleri, bu enerjinin üretimi için bir fırsattır. Bor minerali, kendisinden enerji üretilebilen elementler içerisinde litre başına 92,7 megajul yanma enerjisinde birinci sırada yer alan bir enerjidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fosil esaslı enerji kaynaklarının kullanımı, kaçınılmaz olarak, çevrede ve atmosferde kirlilik meydana getirmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının ise, bu kirlilikleri yok denecek kadar azdır. Bu enerji kaynakları temizdir; atmosferi kirletmez; yakıt maliyetleri yoktur; ithale dayalı diğer fosil kaynaklara karşı temin güvenliği ve avantajına sahiptir; kırsal alanda oluşturduğu iş ve altyapı imkânları sayesinde sosyoekonomik gelişmeye katkı sağlamaktadır.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının yatırım maliyetleri, fosil kaynaklı teknolojilere göre daha yüksek; ancak, işletme maliyetleri son derece düşüktür. Dünya üzerinde fosil kökenli enerji kaynaklarının tükenmekte olması...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Arıkan, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

MEHMET ALİ ARIKAN (Devamla) - Fosil ve nükleer enerji kaynaklarının çevre üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle, yenilenebilir enerji kaynaklarının mutlaka kullanılması gerekmektedir.

Öte yandan, Avrupa Birliği, genel enerji tüketimi içerisindeki ortalama yenilenebilir enerji kaynakları payının 2010 yılına kadar iki katına çıkarılarak yüzde 12 seviyesine ulaşmasını hedeflemektedir.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının bir an önce geliştirilip gerçekleştirilmesi, ülkemiz açısından da büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde yenilenebilir kaynaklarımızın büyük potansiyeline rağmen bundan yeterince faydalanamamaktayız. Bugüne kadar yeterince değerlendirilemeyen bu kaynakların, gerek ülkenin özkaynakları olması ve enerji bağımlılığının azaltılması gerekse çevrenin korunması, istihdam ve yerli teknoloji oluşturulmasına katkı sağlaması ve yenilenebilir kaynakların mevcut piyasa şartları içinde diğer enerji üretim sistemleriyle rekabetinin zor olması nedeniyle, yenilenebilir enerji kaynaklarımızın ulusal bir politika oluşturularak desteklenmesi gerekmektedir. Bunları yapabilmek için kanunî bir düzenleme yapmak zorundayız. Bu kanunla, yenilenebilir kaynak alanlarının belirlenmesi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Arıkan, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen, bu arada teşekkürünüzü yapınız.

Buyurun.

MEHMET ALİ ARIKAN (Devamla) - Özellikle bu kanundan sonra, hükümetin, yenilenebilir enerji konusunu öncelikle ele alıp ulusal politika haline getirmesini bekliyoruz.

Bu vesileyle, hepinize saygı ve sevgilerimi sunar; kanunun, milletimize ve memleketimize hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Arıkan.

Madde üzerinde, Hükümet adına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Mehmet Hilmi Güler. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Devrim niteliğinde bir yasa daha çıkarıyoruz. Bu kanunun ülkemiz için, insanlarımız için hayırlı olmasını diliyorum; çünkü, yenilenebilir enerji, gerçekten, hem çevre dostu olarak hem de girdilerinin herhangi bir şekilde karşılığının olmaması, havayı kirletmemesi, bilhassa karbondioksit açısından son derece önemli. Bu bakımdan, bu yasa çıktığı zaman, gerçekten, ülkemiz devrimci nitelikte bir yasaya, yine, bizim vasıtamızla, kavuşmuş olacak Maden Yasası, Bor Araştırma Enstitüsü, Petrol Piyasası Yasası, LPG Yasası gibi.

Bu bakımdan, biz, gördüğünüz gibi, bilim ve teknoloji ne diyorsa, ekonomi ve maliye ne diyorsa, çevre şartları neyi gerektiriyorsa bunları yapıyoruz. Bunu yaparken de, gayet sessiz, sakın, sunî gündemlerle oyalanmadan, tam hedefe vuran çalışmalar yapıyoruz. Zaten bundan dolayıdır ki, zaman zaman birtakım reaksiyonlarla da karşılaşıyoruz.

Yenilenebilir enerji, bütün dünyanın kabul ettiği ve birtakım lobilerin engellemeye çalıştığı -şu veya bu şekilde- bir yasa. Ancak, biz burada kararlı tutumumuzu gayet cesurca ve bilinçli bir şekilde sürdürdük ve geç de olsa bu yasayı çıkarıyoruz.

Şimdi, bunu yaptığımız zaman ülkemiz çok şey kazanacak. Bu sadece bir enerji değil, aynı zamanda bir yatırım, aynı zamanda bir yabancı sermayenin ülkemize gelişi; işsizlikle mücadele için, bölgesel farklılıklar için son derece önemli. İcabında bir dağın başında kuracağımız bir rüzgâr santralıyla veya en azından türbiniyle çok rahatlıkla o bölgedeki üretimi yapmak mümkün, seracılık yapmak mümkün. Sırasında -Karadenizi düşünün- adam tepede, dağda tekne yapıyor bir tek keseriyle beraber, icabında orada elektrik enerjisini hiç değilse kendi tesisi için kullanması mümkün. Enterkonekte sisteme de bağlayarak, bunu mevcut ulusal hatlarımızda da millî bir kaynak olarak kullanmamız da tabiî ki mümkün ve zaten bu yasa da büyük ölçüde bunu gerçekleştirecek.

Bu enerji -yanlış anlaşılmasın diye de- sadece bir rüzgâr enerjisi gibi kabulleniliyor, aslında bu bir rüzgâr enerjisi yasası değil. Orada bile 3-4 tane dernek bu işi takip etti; ama, şunu gördük ki, orada bile farklı görüşler oluşabilmekte. Bundan dolayı da gecikmeler oldu şu veya bu sebepten. Ancak, yenilenebilir enerji, aslında hidrolik enerji başta olmak üzere, küçük hidroelektrik santralları, HES'ler başta olmak üzere, güneş, jeotermal, biomass, akıntı dahil olmak üzere, bu enerjilerden faydalanılan son derece faydalı bir üretim kaynağı.

Şimdi, bunu biz tabiî ki çok önemsiyoruz; çünkü, bizim birincil enerji kaynağımız olan -ihtiyacımızın da yüzde 12'si ki- 10 000 000 petrol eşdeğerine karşı, biz bu yenilenebilir enerjiden yararlanıyoruz. Bu bakımdan önemli ve bütün dünyada da Avrupa Birliğinde de teşvik edilen bir yasa bu, enerji türü. Dolayısıyla, bu enerji türünü, biz de, gayet tabiî ki, teşvik edeceğiz ve bununla sadece enerji ihtiyacımızı değil, karbondioksit emisyonuna karşı da ciddî bir adım atmış olacağız.

Biraz önce, sunî gündemlerden bahsettim.

Beyler, arkadaşlar, değerli milletvekilleri; dünyanın en önemli meselelerinden bir tanesi, hiç şüphesiz enerji. Bunun için harpler oluyor, bunun için çatışmalar oluyor, bunun için birliktelikler oluyor. Biz ise, sunî gündemlerle vakit kaybediyoruz, ülkemizin geleceğini kaybediyoruz. Bu, aynı zamanda, ülkemizin bekası için de son derece önemli. Bugün, öyle bir akıntıyla, bir yerlere doğru gidiyoruz ki, yarın bizim kömür santrallarımızı bile bize kullandırmayabilirler, Kyoto Protokolü, vesaire bahane edilerek.

Büyük hidrosantralların, büyük barajların yapılmasına karşı korkunç bir akım var dünyada; çünkü, bunlar, unlarını elemişler, eleklerini asmışlar. Şu anda, 50 megavatın üzerindeki barajların yapılmasına karşı, korkunç bir temayül var ve biz, geçen sene, Almanya'daki toplantıda, bu oyunu bozduk; başı biz çektik, Hindistan'la, Brezilya'yla, diğer üçüncü dünya ülkeleri de başta olmak üzere, hepsiyle ortak harekete girdik ve bu oyunu bozduk. Ne yazık ki, bunları, esas, karbondioksitle filan mücadele etmesi gereken çevreciler yapıyor. Yani, biz, çevreye son derece saygılıyız; ama, çevreye saygılı olmak ile bu yatırımlara karşı çıkan insanların kullandığı kavram olan çevreciliği çok iyi ayırt etmemiz lazım. Bu barajları bize yaptırtmama noktasında, böyle bir gayret var; ama, biz, burada, tabiî ki, doğru bildiğimizde gideceğiz. Dosdoğru giden insan, mutlaka 

eğrileri keser. Bizim de burada esas amacımız eğrileri kesmek değil. Biz, dosdoğru gidiyoruz; ama, önümüze eğri çıkan kim varsa da, bunları kesip biçiyoruz. Burada da böyle yapacağız; çünkü, kalkınmakta olan ülkelerin enerji ihtiyacında, mutlaka yerli kaynaklarına çok ağırlık vermesi lazım ve biz de, bunu yapıyoruz ve yenilenebilir enerjiyle ilgili, hükümetimiz döneminde, 200 000 000 dolarlık da ayrıca teşvik çıkardık. Bu, Türkiye Sınaî Kalkınma Bankası vasıtasıyla veriliyor. Yani, bu yasa çıkmadan önce de, biz, yenilenebilir enerjiyle ilgili parasını hazır ettik. Zaten, en önemli şey, parayı temin etmektir, bunu yaptık. Şimdi de, bunların projelendirilmesiyle beraber, bu yasanın çıkmasıyla beraber, büyük bir patlama olacağına inanıyoruz, özellikle yatırımlar konusunda ve bu noktada da, dediğim gibi, kararlı bir şekilde çalışmaları sürdürüyoruz.

Tabiî, burada, biz, bütün bunları yaparken, bizden önceki Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının dışında bir politika uyguluyoruz. Eskiden, Bakanlıkla ilgili zam filan kararlarını Hazine alırmış, birtakım yatırım konularını DPT üstlenmiş, petrolle ilgili zam ve fiyat ayarlamalarını da Maliye Bakanlığı yapmış. Şimdi, biz, Bakanlığa sahip çıktık ve bir bütün halinde olayı ele alıyoruz. Bizim, bakanlık anlayışımızda, Türkiye Kömür İşletmeleri, Türkiye Taş Kömürü İşletmeleri, DSİ, Elektrik İşleri Etüt İdaresi, Maden İşleri Genel Müdürlüğü, hepsi bir bütün. Ondan dolayı da, biz, enerjiye bir sistem bütünlüğü içinde bakıyoruz. Bu sistem bütünlüğü içinde baktığımız zaman da, işte, enerjide, özellikle elektrik enerjisinde, yaklaşık otuz aydır, elektrik fiyatlarında, enflasyonu da eğer göz önüne alırsak, devamlı indirim yaptık; fiyatın sabit kalması da indirimdir; sanayi de ise ayrıca yaptık. Dolayısıyla, her hafta, her ay otomatik elektrik zamları vardı hatırlarsınız. Hatta, bir ara, karanlıkta kalmaktan filan bahsediliyordu. Hepimiz, jeneratör aldık hatırlarsınız ve kullanmadığımız jeneratörler. Ben bile 2 tane jeneratör aldım ve hiç kullanmadım; çünkü, böyle bir karanlık hiçbir zaman gerçekleşmedi. Mobil santrallar kuruldu. Biz, o mobil santralları durdurduk ve oradan dolayı da kazançlarımız oldu.

Şimdi, ben, size bir grafik göstereceğim. TEFE dediğimiz Toptan Eşya Fiyat Endeksi, normal olarak, tarım fiyatları, maden fiyatları, imalat fiyatları ve enerji fiyatlarıyla tespit edilir. Enerji fiyatıyla ilgili şu grafiğe bakınız: Normal TEFE'nin eğrisi şudur. Enerji fiyatları yükseldikçe, TEFE'yi yukarıya itiyor. Enerji fiyatları düştükçe TEFE'yi aşağı indiriyor; sadece enerjideki böyle. Tarımın içerisinde de yine, enerji var, imalatda da yine, enerji var, maden içinde de yine, enerji var. Dolayısıyla, enerji burada enflasyonun düşmesindeki en önemli etkenlerden bir tanesi; ama, biz bunları pek anlatmıyoruz, bunu, sadece sizlere hitap ederken söyleme imkânımız oluyor; çünkü, kömür dağıtıyoruz 1,5 milyon ton, onu valilik dağıtıyor zannediyor halkımız. Halbuki, o, Türkiye Kömür İşletmelerinin kömürleri tek tek çıkarılıyor, kırılıyor, yıkanıyor, paketleniyor ve geçen sene 7 500 000 kişiye dağıtıldı; bu seneki hedefimiz, 10 000 000 kişidir ve işte, olayın sosyal boyutu, şu anda, yani, geçtiğimiz kış 7 500 000 kişi soğuktan etkilenmeden, sıcak odalarında oturdular ve bizim yerli kömürümüzü kullandılar. 13 000 kişi ilave istihdamdan yararlandı, kömür fiyatları 50 dolar düştü. Bu, böyle.

Diğer taraftan, yerli elektrik enerjisiyle ilgili; çünkü, biz, olayı bir bütün olarak görüyo-ruz. Biz gelmeden önce, yine, grafiği burada yerli enerjinin oranı yüzde 38'di, ithalin 62'ydi; şu anda, her ikisini de 50, 50 yaptık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakanım, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bu, son derece ö-nemli bir şeydir ve biz, bunu, dediğim gibi, çok bilinçli, sistematik, bilimsel ve teknik çalışmalar yaparak yaptık. Şimdi, yenilenebilir enerjide de bunu yapacağız. Zaten, bizim enerjimizin büyük bir kısmı hâlâ yenilenebilir; ama, bu yenilenebilir enerji diye bahsettiğimiz barajlar, suyumuzun, hâlâ, yüzde 35'ini kullanıyor; ama, biz, cumhuriyetin 100 üncü yıldönümünde yüzde 100'ünü de, inşallah, kullanmış olacağız.

Biraz sonra, sırası gelince, diğer çalışmaları da sizlere biraz sonra...

Arkadaşlarımızın sorduğu sorular var, Sayın Başkan, onlara cevap verebilir miyim; yoksa, bana fırsat verir misiniz?

Bir tanesi, DSİ'nin barajlarının EÜAŞ'a parasız verilmesiyle ilgili soruydu.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Parası ödendi mi Sayın Bakan?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şimdi, "neticede bunu biz parasız verdik" derken, burada DSİ'nin barajı, yine, milletin barajıydı; EÜAŞ da milletin barajı. Dolayısıyla, biz, bunu eğer parayla vermiş olsaydık, bir para konacaktı oraya, o da maliyete yansıyacaktı; dolayısıyla, orada verilen şeyin, her ikisi de kamu kuruluşu olduğu için, bir farkı yok diye düşünüyoruz.

Tacidar Beyin taşocaklarıyla ilgili bir sorusu vardı.

BAŞKAN - Sayın Bakanım, sorularla ilgili olarak tekrar milletvekili arkadaşlarımız cihaza girmişler, soru-cevap kısmında onları cevaplayabilirsiniz.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Peki, tamam; teşekkür ederim.

Saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

Madde üzerinde şahsı adına Konya Milletvekili Hasan Anğı.

Buyurun Sayın Anğı. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HASAN ANĞI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 646 sıra sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısı hakkında kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarının geneli üzerinde yapılan konuşmalardan da net bir şekilde gördüğümüz gibi böyle bir yasa düzenlemesine ülkemizin ihtiyacı vardı. Komisyonumuzdaki görüşmeleri geçtiğimiz yıl temmuz ayında tamamlanan; ama, bugüne kadar görüşülemeyen bu tasarının bugün Meclis gündemine gelmiş olması oldukça önemli.

Dünyadaki uygulamaları, Türkiye'nin, yenilenebilir kaynaklarını öncelikli sıraya almasında AK Parti İktidarının millî kaynaklara öncelik vermesi başlığı, bugünkü bu tasarının da gündemimize gelmesini gerçekleştirmiştir. Böyle bir tasarının hazırlanıp önümüze gelmesine emek veren bütün bürokrat arkadaşlarımıza, sivil toplum örgütü üyelerine ve başta Enerji Bakanımız olmak üzere bütün kabine üyelerine ve Başbakanımıza teşekkür ediyoruz.

Hem uluslararası yükümlülüklerimizin yerine gelmesine hem de Türkiye'nin mevcut bu potansiyelinin en iyi şekilde kullanılabilmesine fırsat verecek bu tasarının hepimize, ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Anğı.

Şahsı adına Sakarya Milletvekili Hasan Ali Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün görüştüğümüz kanun tasarısını, esasında, ben, ismiyle bir ifade etmek istiyorum. "Yenilenebilir" tekrarlanabilir, yeşil veya temiz, çevre yönüyle de önemsenebilen ve hayatımız için, geleceğimiz için daha fazla kullanmamız gereken bir enerji türünün elektrik enerjisi amaçlı kullanımına ilişkin bir kanun tasarısı üzerine konuşuyoruz; yani, bu enerji kullanılıyor. Yenilenebilir enerji hayatımızda var; ama, bu tasarı, elektrik enerjisi kullanımına yönelik bir amacı içeren ve bunu, ülkemiz kaynaklarının daha verimli kullanımını ortaya koymaya çalışan bir kanun tasarısıdır.

Amaç, gerek hükümet tasarısında gerekse komisyonumuzda yaptığımız katkılarla, çok açık ve çok etkin biçimde, anlaşılır biçimde ortaya konulmuştur. Ben, amaçla ilgili madde üzerinde konuştuğum için bunları ifade etmek istiyorum. Aynen, hükümet tasarısındaki ifadesiyle: "Bu kanunun amacı, yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımının yaygınlaştırılması, bu kaynakların güvenilir, ekonomik ve kaliteli biçimde ekonomiye kazandırılması, ayrıca, kaynak çeşitliliğinin artırılması." Dünyada birçok enerji türü elektrik enerjisi kullanımı amaçlı vardır; nükleer enerji bunlardan birisidir, doğalgaz bunlardan bir tanesidir, fosil yakıtlar, yenilenebilir enerji bunlardan bir tanesidir. Ama, baktığımız zaman, Türkiye'de bir kolun veya bir iki kolun eksik olduğunu görüyoruz. Yenilenebilir enerji de bunlardan bir tanesidir. Dolayısıyla, kaynak çeşitliliğinin artırılması da söz konusudur ve burada bu ele alınmıştır.

Ayrıca, uluslararası sözleşmelerden doğan bir yükümlülüğümüz var bizim. Uluslararası sözleşmelerde demişiz ki, biz, kirletici bileşenler, emisyonların çevreye atılması çok doğru değildir. Artık, hayatımızı bizler kontrol altına almalıyız. Ülkelerin ve insanlığın güvenliğini, daha rahat yaşamasını bir teminat altına almalıyız. Bunu için de, çevreye sera gazı atımı, yani, fosil yakıtların yakılmasından elde edilen gaz yoğunluğunun minimize edilmesini ortaya koymaya söz vermişiz uluslararası bir anlaşmayla. Bu, Kyoto Sözleşmesi diye ifade ettiğimiz, Japonya'nın bir kentinde 1997 yılında yapılan bir sözleşmede vardır ve biz de bunların içerisinde beraberce olmuşuz, biz de buna katılacağız demişiz. Dolayısıyla, çevreyi kirletmeme sözü vermişiz. O yüzden, biraz da, yenilenebilir kaynaklardan, temiz kaynaklardan enerji üretme mecburiyetimizi de ortaya koyuyoruz ve bunu da, bu kanunun getirilmesiyle, bu tasarıyla beraber daha da zenginleştireceğiz.

Aynı zamanda, hayatımızda kullandığımız atıkların, her türlü atığın, evsel atıkların, çeşitli ağaçların, çeşitli bitkilerin atıklarının da kullanılması ve bunlardan enerji elde edilmesi; elde 

edilen enerji türünün de elektrik üretiminde kullanılması söz konusu hale getirilmiştir; ki, ileriki maddelerde özellikle bu konuda çok vurgulanması gerekir. Ben, şahsen, detaylandırmayacağım bu amaç maddesinde bunu; ama, bu da, ar-ge harcamalarında, özellikle biyokütle enerjisinin üretilmesinde yapılacak ar-ge harcamaları, bu kanunun kapsamında cidden etkili biçimde ele alınmıştır. Aslında, tarifini bu amaç maddesinde söyledim; ama, bakıyoruz, tasarı, yine, bütünüyle bu enerjinin elde edilmesiyle dışa bağımlılığı azaltacak diyor. Bu tasarının bize kazandırdıklarıyla, ülkemizin dışa bağımlı elektrik üreten bir ülke olması da kısmen azalacak. Bakıyoruz ki, doğalgaz kullana kullana yüzde 44'lerin üzerine çıkmışız, para ödeye ödeye elektrik üretiyoruz; ama, kendi özkaynaklarımızdan, gerek bitkisel gerek güneş gerekse jeotermal, rüzgâr, hidrolik gibi birçok küçük hidrolik enerji kaynağımız var. 15 kilometrekareden küçük rezervuarlı hidrolik santrallerden enerji elde etmek, bu tasarıyla bir avantaj elde edici hale getirilmiştir. Bunlardan, enerjinin daha 6-7 yıl sürekli alınabilir müşterisi vardır. Bu tasarıyla buna bir fiyat teminatı getirilmiştir kısmen.

Yine, beraberinde, bu tasarıyla, bizim enerjimizde, örneğin, söylemek istiyorum, birçok dere yataklarımız var, boşa akan sularımız var, biz, bunları da enerjiye katıp, üretimde, insanlığın hizmetinde, ülkemizin hizmetinde kendi özkaynaklarımızı değerlendirip kullanmayı amaçlıyoruz. İnşallah, bu kanun, kısa zamanda çıkar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çelik, buyurun, konuşmanızı tamamla