|
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 3. Yasama Yılı
95. Birleşim 05/Mayıs /2005 Perşembe
3 üncü sırada yer alan, Yenilenebilir Enerji
Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına
İlişkin Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji,
Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu raporunun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
3.- X Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik
Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun
Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/846) (S. Sayısı:
646) (X)
BAŞKAN -
Komisyon?.. Burada.
Hükümet?..
Burada.
Tasarının
tümü üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına
yapılan konuşma tamamlanmıştı.
Şimdi söz
sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana
Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan'a ait.
Buyurun
Sayın Seyhan. (Alkışlar)
CHP GRUBU
ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
On aydır
beklenen, komisyonumuzun büyük önem verdiği bir kanun
tasarısı. Bu kanun tasarısında emeği geçen hem
Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarıma
hem Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarıma
çok teşekkür ediyorum.
Tasarının bu haliyle geçmesini umut ederek, biz bu
tasarıyı, on ay önce buraya indirdik; ancak, on aydır
bekliyoruz. Gönül isterdi ki, Türkiye bir on ay kazansın;
Türkiye, geleceğe dönük enerji politikasını bir an
önce yerine getirmiş olsun; ama, on ay geçti, bugüne
geldik.
Bugün, bizim beklentimiz şudur değerli arkadaşlarım:
Bu tasarının, Komisyonda kabul edildiği gibi geçmesi;
çünkü, biz, hem Adalet ve Kalkınma Partili Komisyon üyeleri
hem Cumhuriyet Halk Partili Komisyon üyeleriyle, bu tasarı
üzerinde bir uzlaşmaya vardık; fakat, bu uzlaşma,
Meclise inecek bir uzlaşma haline dönüşmedi. Bu süreçte
farklı öneriler gelmeye başladı, bizim dışımızda
tartışılmaya başladı ve bugüne kadar uzadı.
Bakın, değerli arkadaşlarım, bize gelen gerekçede,
denildi ki, Hazine bu kanuna muhalif. Neden; Hazineye yük
getiriyor. Ben, şimdi, Hazine görevlilerine, orada,
yetkili Bakana dahi soruyorum: Bu kanun Bakanlar
Kurulundan geçerken, gerçekten, siz, Hazineye ne kadar yük
getireceğini bilmiyor muydunuz?! Peki, biz Komisyonda görüşürken,
Hazinenin yetkilileri neredeydi değerli arkadaşlar?!
Madem yük getirecekti, orada görüş bildirmekten imtina
edenler, daha sonra bu kanunun önünü on ay niye tıkadılar;
yazık değil mi bu ülkeye?! Mademki yenilenebilir enerji
kaynakları bu ülkenin vazgeçilmezi, mademki dünyanın
vazgeçilmezi, mademki sürdürülebilir bir kalkınma
anlayışının gereği, neden farkında olmadınız?!
Bunlar, hep, olmasını istemediğimiz şeyler.
Şimdi, bunun sonrasında gelişmeler de oldu. Sayın
Bakanla ben görüşmemde "bunu çok yapmak isterdik;
ama, alelacele oldu" dendi. Şimdi, değişiklik önergeleri
var ellerinde; bizle, bu konuda bir uzlaşı içerisine
girmek istiyorlar. Komisyonda da bunun farkında
olunabilirdi, orada olunmadı; geldi, komisyonun altında
bir komisyon oluşmuş gibi, ilgili Bakanlarla yeniden
toplantı yapıldı Türkiye Büyük Millet Meclisinde;
denildi ki, teşvikini şöyle düzenleyelim... Buradaki
teşvik hazineyi yük altına sokar. Peki, komisyonda uzlaşma
aradığınız Cumhuriyet Halk Partisiyle, daha sonra
Mecliste veya dışarıda yaptığınız toplantılarda
neden bir uzlaşmaya gitmek istemediniz, bizi oraya niye
almadınız? Bu, ulusal bir sorun değil mi, Türkiye'nin
enerji sorunu? Bizim orada da olmamız lazımdı. Bir eleştirimiz
de odur arkadaşlar.
En önemli şeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Lütfen,
Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarım dikkatle
dinlesinler. Ben sizden de yardım istiyorum. Bu Meclis
hepimizin.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, Sayın Maliye
Bakanı Meclis ortamının huzurunu engelliyor; lütfen,
uyarın.
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Biz, burada, bu kanunun dışında
konuştuğumuz zaman bize diyorsunuz ki: "Lütfen,
maddeye gelir misiniz" diyorsunuz, bizi uyarıyorsunuz
değil mi; evet. Şimdi, biz, yenilenebilir enerji
kanununu getirdik. Sayın Bakan bu kanuna bir geçici
madde ilave etmek istediğini bizimle paylaştı. Sağ
olsun, tevazu gösterdi. "Böyle bir şeye Türkiye'nin
ihtiyacı var" dedi; ama, getirmek istediği maddenin
yenilenebilir enerji kanunuyla uzaktan yakından hiçbir
alakası yok. Şimdi, bizlere ve bana bu kürsüde
"maddeye gelin" diyen arkadaşlarımı Sayın
Bakana "lütfen, kanuna gelin" demeye davet
ediyorum. Kanuna gelsin, kanunun içeriğini bozmasın. O
madde Türkiye için gerekliyse -24 tane komisyon üyesi
var- verin kanun teklifinizi, haftaya komisyon başkanı
burada toplasın komisyonu, görüşelim. Kendi gruplarımızdan
da rica edelim, haftaya yine görüşelim bu Mecliste. Günübirlik,
Türkiye için çok büyük önem arz eden konuları, biz,
diğer kanunun arasında şunu da geçiriverelim diyerek
bir alışkanlık haline getirirsek, bu Meclisin işlerliğinden
söz edilebilir mi arkadaşlar?! Bunu yapmayalım. Biz
buna karşıyız. Desteklediğimiz bir kanunun içerisine
henüz üzerinde mutabakata varmadığımız bir geçici
maddeyi koyarak her şeyi mahvetmeyelim. Burada duyarlılığa
çağırıyoruz.
Yenilenebilir enerji kaynakları ve kanunu bu ülkenin
vazgeçilmezidir, gurur kaynağıdır; bunun çıkması
lazım. Hidrolik santralların desteklenmesi lazım.
Yenilenebilir enerjideki rüzgâr enerjisinin, güneşin,
jeotermalin desteklenmesi lazım; dünya buna yöneliyor.
Yaşanabilecek bir çevre isteyen herkes, gelecek nesli düşünen
herkes, hazineye getireceği yüke bakmaksızın, yatırım
maliyetine bakmaksızın yenilenebilir enerjiye bir vizyon
koyuyor. Bizim vizyon koyan ülkelerden neyimiz eksik
allahaşkına?! 2020'de 50 megavata kadar hidrolikler
yenilenebilir enerjiye alınıyor, öyle sayılıyor,
kabul ediliyor. Üstündekilere sayarsak, bizim oranımız
çok yüksek; ama, onlar yenilenebilir enerji kapsamında
kabul edilmiyor; ama, o kapsamda kabul edilenleri yüzde
25'e çıkarmayı hedefleyen ülkeler var. Orada şunu düşünmek
lazım: Ya, Sayın Seyhan, böyle söylüyorsunuz; ama, Türkiye'nin
rüzgâr kapasitesi, güneş kapasitesi, jeotermal
kapasitesi, 50 megavatlık hidrolik kapasitesi bu derece
bir yenilenebilir enerji üretimine uygun mu, yüzde 25
kapasitemizi kaldırır mı derseniz, valla, bu konuda eğitim
yapmış, liyakat sahibi herkes, Türkiye'nin, Avrupa'nın
en iyi rüzgâr alan üçüncü ülkesi olduğunu söylüyor,
en iyi jeotermal kaynakları olan ülkelerinden biri olduğunu
söylüyor, en iyi hidrolik kaynaklara sahip ülke olduğunu
söylüyor. Şimdi, dünyada söylenenlerin hepsini yok
sayıp, ya, biz, enerji çeşitliliğinden yanayız,
yenilenebilir enerjinin de ülke ekonomisi çok iyi
durumda değil, ekonomiye yük getirmesini de göze alamıyoruz
diyerek onu bir kenara itmek, hiçbir siyasî dönemde
kabul edilebilecek bir şey değildir.
Değerli arkadaşlar, bakın, Hazineye de birkaç lafım
var. Deniliyor ki, bu kanun, 300-400 milyon dolar hazineye
yük getiriyor. Yatırım maliyetine kadar 3-4 milyar
dolar. 3-4 milyar dolarlık bir yatırımın hazineye
getirdiği yük 300-400 milyon dolarsa, bu devlet en başarılı
projeyi gündeme getirmiş demektir. Teşvikin aslî
unsuru budur. Zaten en düşük limitle teşvik
ediyorsunuz. Aldığınız karar siyasîyse siyasî,
ekonomikse ekonomik; bunun arkasında hiç düşünmeden
durmak lazım. Açın önünü, daha fazla verin, biz
arkanızdayız; ama, engellemeyin.
Şimdi, bu kanun çıkacak. Benim endişem şu: Önergelerle,
kanun çıktığında yatırımcıyı hareketsiz hale
getirebilecek birtakım kısıtlamalar koyarsak, çıkardığımız
kanunun bir anlamı kalmayacak. Ben istiyorum ki, kanun işlerlik
kazanır halde çıksın. Elbette ki enerji politikalarına
baktığımızda, artık mühendis olmasına gerek yok,
iki yıllık teknikere sor, diyor ki benim ülkemin
enerjisi temiz olsun, sürekli olsun, güvenilir olsun,
ucuz olsun. Bunu herkes biliyor ve herkes şunu çok iyi
biliyor ki, bu ülkedeki enerji kaynaklarıyla ülkenin
tamamının şu anda elektrik enerjisini ve diğer
enerjisini kontrol etmek mümkün değil. Enerjide çeşitlilik
için, dışalım yapmak gerekli. Bunu herkes kabul
ediyor. "Bu kaynaklar yetse de kullansak" diyen
arkadaşlarımız çok; ama, yapmamız gereken şudur: Eğer
sizin elinizde ulusal kaynağınız varsa, maksimum düzeyde
onu kullandıktan sonra uluslararası kaynaklardan
yararlanmak zorundasınız; aksi halde stratejik bir hata
yapmış olursunuz. Bu ülkenin rüzgârı var, bu ülkenin
kömürü var. Olsun, ısıl değeri açısından,
temizlik açısından, yanma hızı açısından diğer kömürler
daha verimli olsa dahi, eğer ulusal kaynağımız varsa,
maliyeti ne olursa olsun, bizim ulusal kaynağı kullanmamız
lazım; çünkü, o kaynağı kullandığınız zaman
istihdam yaratıyorsunuz; bir. Ülkedeki yerli kaynakları
kullanıp oradaki yeraltı zenginliklerimizin kapasitesini
ve verimliliğini açığa çıkarıyorsunuz; iki. Ona dönük
teknolojiyi geliştirip bir ek istihdam ve katmadeğer
yaratıyorsunuz; üç. Bunların hepsi herkes tarafından
biliniyor, herkesin eli kolu bağlı. Biz dayamışız
kendimizi aldığımız doğal gaza. Deniliyor ki, bir
kere aldık; yap-işlet-devretler var, yap-işletler var;
bunların hepsini yok sayıp, ulusal anlamda kendimizi
niye malî bir krize sokalım; o da doğru, sokmayın;
ama, bu ülkenin yeni enerji ihtiyacı var, bu enerji
ihtiyacını hiç değilse ulusal kaynaklara dayandırın,
o projeyi, o vizyonu ona yükleyin. Yeniden doğalgaz alım
anlaşmaları yaparak ülkeyi dışalım yükü altına
sokacağınıza, yerel kaynaklarınızı doğru tespit
edip, hiç değilse elektrik enerjisinde o kaynaklarınızı
kullanın; ama, vizyona bakıyorsunuz...
MEHMET KARTAL (Van) - Atatürk Barajında 8 türbinden
sadece 1 tanesi çalışıyor.
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Yine, vizyona bakıyorsunuz,
vizyonda böyle bir şey yok. Nasılsa doğalgaz alıyoruz,
hidrolik santralların performansını düşürün,
buradan aldığımız doğalgaza ek para ödemeyelim diye
maksimum kullanma düzeyinde kullanmayı sağlayın...
Peki, Türkiye'nin geleceğe dönük vizyonu ne olacak değerli
arkadaşlar?!
Şimdi, bir özelleştirme çıktı. BOTAŞ'ın
elindeki hisseler özelleştirilecekti. Pardon, daha açık
anlatayım. Yapmış olduğu doğalgaz anlaşmaları
devredilecek. Gelecek önerge de bunun üzerine. Doğalgaz
Piyasası Kanununda da zaten bununla ilgili bir madde var,
satış yetkisi. Bu olay tıkanmış, satamıyorlar, yasal
bir engel var onu kaldırmak istiyorlar; kabul. Ülkedeki
kontratların bir kısmı devredilebilir; çok doğru;
ama, arkadaşlar, bakın, biz, bir kere, alırken hata
yaptık. Bu ülkenin yüzde 60'ını götürdük Rusya'ya
dayadık doğalgazının. En büyük stratejik hata. Hiçbir
Avrupa Birliği ülkesinde dışalım doğalgazda yüzde
30'un üstüne çıkmamıştır, bizde yüzde 60. Siz
yapmamış olsanız dahi, bu böyle, bu gerçek. Vanayı
kapadı mı, topla, tüfekle, tankla bu ülkeye girmesine
gerek yok; doğalgazla beslenen enerji tesisleriniz durdu
ve sanayi tesisleriniz durdu, hiçbir şey yapamazsınız,
kesildiği zaman İstanbul'un yarısı elektriksiz kaldı.
Peki, devrettiniz doğalgazı, özel sektör anlaşamadı,
onlar devleti kendilerine garantör almışlardı veya yürütemedi.
Siz yeni doğalgaz anlaşmalarında özel sektörü teşvik
edin, onlar ülkeye getirsinler, serbest piyasayı
hareketlendirsinler, ben bu ülkede bir anlaşmazlık olduğunda
devreye girebilecek yeni doğalgaz tesislerini göreyim,
bu kanunu önce ben imzalayayım; ama, önümü görmeden,
bu kontrat devirlerinin hepsine gönül rahatlığıyla
evet diyemiyorum. O sorumluluğu alamam ben. Bu ülkenin
sanayisi durursa, bu ülkenin askeri, vatandaşı, sanayi
tesisi elektriksiz kalırsa biz bunun altından kalkamayız.
Alternatif kaynaklar gelir, bu iş onunla yapılır.
Stratejik rezervini BOTAŞ koruyor... Devletin
stratejik rezervi koruma hakkı vardır, bunun böyle
olması lazım zaten. Ancak, değerli arkadaşlarım,
stratejik rezervi bloke altında tutmanız, ülkedeki
sanayi alanında veya enerji alanında yapılmış
tesislerin sürgit bir şekilde sorunsuz gideceği anlamına
gelmez. Arkasında şimdilik devlet olmak zorunda. Onun için,
burada kontrat devirlerinde çok dikkatli olması lazım
değerli arkadaşların.
Anlıyorum ki kararlılar, bunu böyle yapacaklar. Ne
kadar yapacaklarına dikkatli olsunlar lütfen. Bu ülke
hepimizin, bu ulus hepimizin. Biz buna gönül rahatlığıyla
evet diyemeyiz; çünkü, alternatifi oluşturulmamıştır;
ama, bu ülkenin başına kontrat devrinden dolayı bir
sorun gelirse, hiçbir iktidar bunun altından kalkamaz.
Değerli arkadaşlarım, geliyorum yenilenebilir
enerjiye. Çok kısa bir zamanım kaldı; ama, diğer
maddelerde konuşacağım. Teşvik deniyor... Enerji Bakanımıza,
Sayın Bakanımıza bir şeydaha hatırlatmak istiyorum.
Yahu Allah aşkına, şu Türkiye'yi teşvik cenneti
yapacağız dediniz, öyle şeyleri teşvik eder oldunuz
ki, ne teşvik teşvike benzedi, ne sektör sektöre
benzedi, ne ne yaptığımızı bilir hale geldik. Yazıktır!
Dün Meclise bir kararname yollanmış. 24 kişi çalıştık,
komisyonda Maden Kanununu çıkardık, özellikle biz 2
nci, 3 üncü grup madenleri ayırıp nelere teşvik
vereceğimizi belirledik. Allah'tan korkun! Kuma, çakıla
ve taş kırmaya teşvik geliyor Meclise. Böyle bir anlayış
olur mu?!
HALUK KOÇ (Samsun) - Taş kırma ocakları da
Samsun'da kapatıldı.
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Yani, biz duble yol yapılıyor
diye, oraya kırılan taşa da teşvik mi vereceğiz?! İnanın
bana, diğer madenciler toplanıp çakıla verdiğimiz teşvikten
doğan parayla çakıl alır, kafamıza atarlar! Böyle
madencilik anlayışı olur mu?! Böyle teşvik olur mu?!
Aralarında denge yokmuş! Mağduriyet oluyormuş bazı
sektörlere! Arkadaşlar, olacak... Sizin, öncelikli sektörünüz
yok mu?! Öncelikli sektörü olmayan bir tane ülke örneği
verin, hepiniz buradasınız. Dünyada bir ülke verin, öncelikli
sektörü olmayıp sektörlerinin tamamına teşvik veren.
Üçüncü dünya ülkelerinde bile bulamadım ben. Yok böyle
bir şey. Nereden çıkardınız?! Biri kulağınıza güzel
söyleyince, hoş mu geliyor, anlamıyorum.
Bakın, burada, yine, yenilenebilir enerjiye teşvike
ses çıkıyordu ya, -Komisyon Başkanına da verdim,
Hazine bunu görmüyor herhalde, bazılarına bakıyor-
turizmde, inşa halinde olanlar dahil, geriye dönük
sekiz aylık teşvik veriliyor! Maliyetini, oturup
kendileri hesaplasınlar. Turizmi teşvik edin; bu
"geriye dönük" alışkanlığından vazgeçin.
Her şeyi geriye dönük işletmeye başladık. Kimin
yararlandığı çok önemli. Bunun faturasını, Türkiye
pahalı öder. Eğer teşvik edecekseniz, önce aslî sektörleri
edin.
Geliyoruz, bu rüzgâr, güneş, jeotermal enerjiye. 3
dakikam kaldı... Bunları destekleyelim arkadaşlar, yalnız
ayakta dursunlar. Sayın Yıldız, dün, güzel bir konuşma
yaptı; ama, katılmadığımız yerler var; birim
maliyetinin, nükleer enerjiye yakın olarak 2 000-2 500
civarında olduğunu söyledi. İkimizden birinin hesap
makinesinde bir hata var; biz, 900 ilâ 1 300 civarında görüyoruz
dünyada. Neyi örnek aldı, neyi ortalama aldı,
bilmiyorum; böyle değil. Hidrolik konusuna gelince,
kendisiyle de mutabakata vardık. Yatırım maliyetleri açısından
da, performansları açısından da, hidrolik ile rüzgâr
arasında farklılık vardır; yaklaşık yüzde 31
kapasite farklılığı oluşur, her zaman böyle kabul
edilir. Şimdi, böyle bir kapasite farklılığı varken,
hidrolik ile rüzgârı aynı kefede değerlendiremezsiniz,
rüzgârı korumanız lazım. Eğer yapacaksanız, yük mü
getirecek; getirsin, hidrolik temiz midir; temizdir.
"Türkiye'deki ortalama satış fiyatını baz alıyoruz"
deniliyor. İşte, elimde, Yüksek Denetleme Kurulunun
Meclise sunduğu rapor var. "Hidrolikler hesaplanırken,
gerçek maliyetlerle hesaplanmamıştır" diye, bütçe
görüşülürken Sayın Bakana verilmiş. "Kömür
hesaplanırken, çevresel etkenler, filtrelizasyon bunun içerisine
alınmamıştır" diye Bakana sunulmuş. O zaman,
ortaya çıkardığınız maliyetler -Yüksek Denetleme
Kurulu size bu raporu verdiğine göre- doğru maliyetler
değil. Bu maliyetler üzerinden yola çıkıp, siz bir
baz alırsanız, Türkiye yanılgıya düşer. Gerçeği görmek
lazım, doğru teşvik vermek lazım.
Daha önce, bir öneri vardı "yüzde 26, yüzde
20 üstü" deniliyordu. Ne etti arkadaşlar? Yüzde
40 alım garantisi için. "Ortalama satış fiyatının
yüzde 20 eksiği, yüzde 20 fazlası olabilir"
deniliyordu. Bu ne demektir biliyor musunuz; bu ülkede yüzde
40'lık bir istikrarsızlık bekleniyor, olabilecek
istikrarsızlığa göre, yüzde 20 aşağı inebiliriz, yüzde
20 yukarı çıkabiliriz.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - "Gelişmelere"
doğru olabilir "istikrarsızlık" demek doğru
değil.
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Arkadaşlar; yani, hangi
gelişme yüzde 40'ı kaldırır? Ya-ni, bir adama, kredi
alacağınız yere diyorsunuz ki "bana bir kredi ver,
benim alım garantim, ya 80 lira ya 120 lira" adamı
kapıdan kovarlar. Böyle bir planlama olur mu; mümkün
değil.
Geliyoruz ortalama satış fiyatına: "Ortalama
satış fiyatı, TETAŞ satış fiyatı" diyorlar,
Sa-yın Yıldız da öyle dedi. Doğru, şimdi öyle görünüyor,
aşağı yukarı. Peki, 5 yıl sonra bu özelleş-tirme
olduğunda, devredildiğinde ne olacak; neyi baz alacaksınız;
yatırımcıyla devleti karşı karşı-ya mı
getireceksiniz, böyle şey olur mu? Daha önemli bir bazın
alınması. En azından rüzgâr için iletim masraflarının
-Almanya'da yüzde 5 alınır, İsviçre'de sıfır alınır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -
Sayın Seyhan, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
TACİDAR
SEYHAN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
İsviçre'de
yüzde sıfır alınıyor. "İletim maliyetlerinin yüzde
20'sini öder" diyebilmelisi-niz. Peki, yenilenebilir
enerji kaynakları arasında ayrımcılık olmuyor mu? Eğer
bu kaynakları isti-yorsanız, birbirleriyle rekabet gücünü
oluşturabilmek için, sektörler arasında maliyet farklılığı
varsa maliyeti dengelemek zorundasınız. Hani, siz, doğalgaz
kullanan seramikçiler ile diğerlerini dengelemediniz mi
teşvik verip, şimdi niye rüzgâr ile hidroliği
dengelemiyorsunuz? Bu çelişkiyi kimseye anlatamayız.
Rica ediyorum, eğer önerileriniz varsa Sayın Bakanım,
bizimle onları paylaşın, mümkünse bu kanuna geçici
madde eklemeyin, gönül rahatlığıyla biz oy verelim ve
ülkemize bir kanun kazandıralım.
Beni
dinleyen ve bu kanuna destek veren bütün arkadaşlarıma
çok teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN -
Teşekkür ederim Sayın Seyhan.
Komisyon
adına, Komisyon Başkanı Kütahya Milletvekili Sayın
Soner Aksoy.
Buyurun
Sayın Aksoy. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU
BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) - Muhterem Başkan, çok
değerli milletvekili kardeşlerim; sözlerime başlarken
hepinize en derin sevgiler ve saygılar sunarım.
Komisyon
olarak söz almaktaki maksadım, yasanın ehemmiyetine
binaendir. Hakikaten, ülkemizde, bu konuda çok yeterli
bilgi birikimleri olmadığı gibi, farklı anlayış ve
kavram karmaşası da söz konusu. Bu itibarla, bir birliğe,
beraberliğe girmek ve özellikle son derece önemli olan
bu noktada, enerji noktasında Parlamentomuzda belli bir
konsensüsün de olması gerektiğine inanıyorum. Bu düşünceyle
söz almış bulunuyorum.
Yenilenebilir
Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı
Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısı, enerji politikamız
açısından, bence, gururla, iftiharla getirilebilen en
önemli yasalarımızdan biridir; çünkü, millî
kaynaklarımızı değerlendirme noktasında ve enerji
politikasında çok ciddî bir adımı işgal etmektedir.
Biliyorsunuz,
enerji politikaları, ülkelerin gelecekleriyle alakalı
olan bir hadisedir. Kalkınma sürecini başlatmış bir
ülke için de, çok önemli bir politikadır. Enerjide
arz güvenliği dediğimiz çok önemli bir hadise söz
konusudur. Arz güvenliğini sağlayabilmek, sürekli,
ucuz, devamlı ve kaliteli enerjiyi sanayicimize, halkımıza
takdim edebilmek, bir hükümetin, bir iktidarın en önemli
görevlerinden biridir. Bunun için de, iktidarların, bu
fonksiyonu en iyi şekilde yerine getirebilmesi için
enerji kaynaklarını çeşitlendirmesi gerekir, enerji
kaynaklarını güvenilir kaynaklara doğru götürmesi ve
alternatifleri artırması gerekir. Bütün dünya bu
istikamette cereyan etmektedir ve çalışmalarını buna
göre planlamaktadır. Özellikle, 1973 petrol krizinden
sonra meydana gelen yüksek fiyat, enerjide çok ciddî
bir arz güvenliğinin her zaman olabileceğini ortaya
koymuş ve ülkelerin, bu istikamette ciddî tedbirler
almasını gerektirdiği ortaya çıkmıştır. Bunun için,
bütün ülkeler, enerjiyle alakalı, özellikle fosil
kaynakların egemenliğine son verecek bir çalışma çerçevesine
girmişlerdir.
1973 yılına
kadar, çok bol bulunan, çok kolay temin edilen fosil
kaynaklar, enerjide egemenliğini sürdürmüş; fakat, 73
kriziyle bu egemenlik, ülkeleri krize sokması
itibariyle, sanayii ve insanları müşkül duruma düşürmüş
ve bunun üzerinde çok ciddî düşünülmesi gerektiği
daha bilinçli bir şekilde anlaşılmıştır. Arkasından,
çevrecilerin fosil enerji aleyhine yapmış oldukları
girişimler de bir çevre bilincini oluşturmuştur.
Bunlar bir araya gelince, insanlar, yenilenebilir dediğimiz
kendi özgün değerlerine dönerek elektrik üretmeye,
enerji üretmeye karar vermişlerdir ve bu istikamette çok
ciddî politikalar ortaya koymuşlardır. Mesela, bununla
alakalı dünyadan çeşitli örnekler verebiliriz. Bunların
başında, bizim entegre olmayı düşündüğümüz AB ülkeleri
gelmektedir. AB ülkelerinde yenilenebilir enerjinin
sadece enerji olarak payı 2030 yılında yüzde 12,
elektrik olarak da payı yüzde 26 mertebelerinde olacaktır.
Elektrikteki payını yüzde 26'ya 2030 yılında çıkarmayı
hedeflemişlerdir ve bu istikamette çalışmaktadırlar.
Arkadaşlar,
bu yenilenebilir enerjiler, bildiğiniz gibi, küçük su
kaynaklarının harekete geçirilmesi, çok büyük
hidrolik santrallerin dışında, 50 megavata kadar olan,
10 ve 50 megavat civarında olan su kaynaklarıdır ki, Türkiye'de
bu imkânlar değerlendirildiği takdirde, biz, 10 000
megavat gücünde bir enerjiyi 2010 yılına kadar veya önümüzdeki
yıllarda teşvik etme imkânımız olursa, formaliteleri
ve bürokrasiyi uygun bir hale getirebilirsek, küçük su
kaynaklarından, 10 000 megavat gücünde bir güç
potansiyelini harekete geçirebiliriz. 10 000 megavat güç,
bugün Türkiye'nin şu anda kullanmakta olduğu gücün
üçte 1'i mertebesindedir. Bu, sadece küçük su
kaynakları için söylenmiş olan bir husustur. Yani,
bizim, ayrıca, hidrolik potansiyelimiz vardır, o da bir
temiz enerjidir; ama, biz, onu konuşmuyoruz burada, küçük
hidrolik su kaynaklarını konuşuyoruz.
Muhterem
kardeşlerim, bunun ötesinde, yıllardır, yüzyıllardır
hatta, Anadolu'nun üzerinden esmekte olan rüzgâr vardır.
Bu rüzgâr, çok önemli bir potansiyeldir. Son
zamanlarda, Batılılar, bu rüzgârdan çok büyük
enerji elde etmişler ve kullanmaktadırlar. Bu
enerjiyle alakalı,
rüzgâr enerjisiyle alakalı birtakım dedikodular
vardır, çok ses yapıyor, kuşları öldürüyor
vesaire; bunların hepsi fosil yakıt kullananların
lobisinin söylemiş olduğu laflardır. Bunların hiçbirine
itibar etmeyiniz muhterem kardeşlerim. Asıl olan, bizim,
esmekte olan rüzgârımızı ticarileştirmektir, esmekte
olan rüzgârımızdan enerji üretmektir ve yararlanmaktır.
Batılılar, sinekten yağ çıkarmayı hesap eden, 1
kuruşu bile lüzumsuz harcamayı düşünmeyen insanlar,
bugün, kalkmışlar, denizin ortasında metrelerce,
kilometrelerce ileriye giderek off-shore'da rüzgârdan
enerji üreten tarlalar üretmişlerdir. Bir kanadın
uzunluğu 32 metre olan bir rüzgâr türbini döndüğü
zaman, meydana gelen alanın her 4 metrekaresinden bir
hanenin enerjisini bir yıl içerisinde temin etmek mümkündür.
Dolayısıyla, bu rüzgârdan enerji üretme meselesi son
derece temizdir, son derece güzeldir ve yararlıdır.
Demektedirler
ki, rüzgâr bazen esiyor bazen esmiyor, enterkonnekte
sistemde problemler çıkarıyor. Arkadaşlar, bunun için
teknik düzenekler vardır. Ayrıca, bir yere bir tane rüzgâr
türbini koymuyorsunuz, bir tarlaya koyuyorsunuz veya başka
yerlere de kuruyorsunuz. Bir yerde esmiyorsa rüzgâr öbür
yerde esiyor. Zaten, rüzgâr haritaları var, yıl içerisinde
rüzgâr esim saatlerini gösteren rüzgâr haritaları
yapılmış; bu haritalar çerçevesi içerisinde bu yatırımlar
yapılıyor. Bunları yapan insanlar, dağların başına
tırmanıp milyonlar, milyarlar döken bu insanlar
herhalde akılsız insanlar değildir.
Rüzgâr
enerjisi ötesinde, başka enerji türleri de var, mesela,
jeotermal enerji. Bugün, Türkiye, jeotermal enerji yönünden
de dünyanın sayılı, yerküre içerisindeki yüzde
5'lik alan içerisinde yer alan bir ülkedir. Böyle
konumda olan bir ülkede, jeotermal enerji olarak... Türkiye,
sadece geleneksel yöntemler itibariyle jeotermal
enerjiden yararlanmaktadır. Bunun yanında, bizim, sanayi
mamulü üretiminde, soğutmada, ısıtmada, elektrik üretiminde,
kurutmada, seracılıkta ve balıkçılıkta jeotermal
enerjiyi kullanabilecek pek çok geniş sahalarımız
mevcuttur ve buna ait potansiyelimiz de vardır.
Muhterem
kardeşlerim, bu potansiyelleri çıkarmak ve bunlardan
yararlanmak niçin teşvik edilmesin? Birisinin şuraya
gelip ayakkabı fabrikası kurmasını, salça fabrikası
kurmasını teşvik ediyoruz da, bütün sanayiin ana
maddesi, ana girdisi olan elektriği, enerjiyi üretecek
olan ana tesiste teşvikte neden çekimser davranıyoruz,
niye birtakım tereddütler ve istifhamlar oluşuyor?
Arkadaşlar,
fosil üreticilerinin egemenliği yine devam etsin istiyor
birtakım düşünce sahipleri. Biz, zaten fosile bir
noktada muhtacız; ama, bir yönden de, kendi özkaynaklarımızı
almak suretiyle, dövizden tasarruf etmek istiyoruz. Kendi
kaynaklarımızı almak istiyoruz.
İşte,
biraz önce Sayın Tacidar Bey bahsetti "yarın,
vanaları kapattığınız zaman ne yapacaksınız"
dedi. Arz güvenliği diye bir hadise var. Grev oldu ne
yapacaksınız? Lokavt oldu ne yapacaksınız?
Yenilenebilir enerjide böyle şeyler yok arkadaşlar;
kesilmesi yok, lokavtı yok, grevi yok, vanası yok,
geldisi yok, gittisi yok, kullandığın maddenin maliyeti
yok... Bu, kendi özdeğerlerimiz, kendi özvarlığımız.
Enerji Bakanlığımız, değerli uzmanlarla beraber düşünmüşler
taşınmışlar, bir sene uğraşmışlar ve bunun teşvik
edilmesini öngören, mükemmele yakın bir yasayı hazırlayıp
getirmişler, Başbakanlıktan geçirmişler. Başbakanlıkta
koordinasyon toplantısı yapılmış, bütün müsteşarlar
toplanmış; lehte, aleyhte konuşmalar yapılmış,
maddeler süzülmüş gelmiş, komisyonumuza intikal etmiş.
Bu, bir teklif de değil. Bir kardeşimizin kıymetli bir
görüşü de olabilir; o da değil. Bu, hükümetimizin
bir tasarısıdır ve hükümetimizin tasarısı görüşülürken,
biz, komisyonumuzda, herkese açık olarak bunun görüşmesini
yaptık; herkesi de davet ettik. Herkes, eteğindeki taşı
döksün, varsa bildiği, gelsin anlatsın dedik.
Geldiler; anlattık, konuştuk; ama, maalesef, bir sene önce,
bu yasa, Meclise geldikten sonra, bazı kişiler tarafından
durduruldu. Komisyon olarak bu noktada üzüntü içerisinde
olduğumuzu, şahsım ve arkadaşlarım adına ifade
etmeden geçemeyeceğim. Doğrusu, bundan sonra böyle
hadiselerin olmasını da gönlüm istememektedir. Onun için,
burada, bu ifadeyi izhar etmek zorunda kaldım.
Arkadaşlar,
eğer, bir fikrimiz, bir düşüncemiz varsa, bunları
yasa tasarısı hazırlanırken ortaya koyalım; olmadı;
komisyonlar açıktır, özgürce her şey orada tartışılabilir.
Hele, hükümetten gelen yasayı -biz, iktidar
milletvekilleri olarak- komisyondaki arkadaşlarımız, çok
daha dikkatli bir şekilde değerlendiriyorlar, çok daha
özenle ele alıyorlar. Bu bakımdan, yenilenebilir
enerjinin bir senelik bir inkıtası olmuştur. Bunun da
memlekete faydasını olduğunu söylemek mümkün değildir.
Bunlar şahsî kanaatlerimdir.
Fakat, her
şeye rağmen, şu anda böyle bir tasarıyı getirmiş
olmanın gururu ve mutluluğu içerisindeyim; çünkü,
milletimize ait, milletimizin denizini, havasını, suyunu
kirletmeden, insanını kirletmeden, temel insan hakkı
olan çevreden etkilenmeden temiz enerji üretme yolunu açmış
bulunuyoruz. Denizini, suyunu, havasını, rüzgârını,
jeotermal kaynaklarını, artıklarını ticarileştirmek,
enerji gibi bir değere ulaştırmak istiyoruz
Bu bakımdan, şu anda yapmış olduğumuz yasanın son derece önemli
olduğuna inanıyorum. Biliyorsunuz, çevrecilerin
iddialarında da büyük haklılık payı vardır. Türkiye,
dünyada, sera gazları dediğimiz bir hadise, emisyon değerlerinin
artışı, bütün dünya için çok önemli bir ekolojik
felaket halinde değerlendirilmektedir. Bugünkü bilim adamları, çevre şartları
itibariyle, bunu,ekolojik bir felakete gittiğimizi
ifade etmektedirler. Ben, bu yaşıma kadar, Türkiye'de,
50 metre yüksekliğindeki hortumun bir kamyonu alıp da
bir yerden bir başka yere götürdüğünü hiç görmemiştim;
ama, geçen sene, Çubuk'ta bu hadiseyi yaşadık ve
Senirkent'te, Hatay'da, Bartın'da, Rize'de, Antalya'da
beklenmedik sel hadiseleri meydana geldi.
İklim değişmelerinin olduğunu artık bilim kabul
etmektedir ve şu ana kadar, dünya sıcaklığında yarım
derece bir yükselme olmuştur. Eğer, önlemler alınmazsa,
2020 yılında sıcaklık artışının daha fazla olacağı,
1 derece daha artış göstereceği ve dünyadaki su
seviyesinin 1 metre yükseleceği ifade edilmektedir. Su
seviyesinin 1 metre yükselmesi pek çok şehrin sular altında
kalması demektir. Gelecekle alakalı olan bu konuya karşı
asla duyarsız olamayız.
Ayrıca, biz, AB'yle yapmış olduğumuz müzakerelerde
de yenilenebilir enerjiye özen göstereceğimiz hakkında
taahhütlerde bulunuyoruz ve 24 Mayıs 2004 tarihinde de
İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine imza atmış
bir ülkeyiz.
Bir diğer husus, Kioto Anlaşmasının devreye
girmesidir. Kioto Protokolü, Rusya'nın imza atmasıyla,
yüzde 55'i tamamladığı için, uygulamaya geçme noktasına
gelmiştir ve önümüzdeki yıllarda, biz imzalamasak da,
Amerika imzalamasa da, yaptırımlara başlayacaktır
arkadaşlar. Bunu da yakinen bilmek zorundayız.
Şimdi, bununla alakalı küçük bir misal arz etmek
istiyorum. Sadece rüzgâr enerjisiyle alakalı çok ciddî
bir potansiyele sahibiz, 40 000 megavatlık bir güce
sahibiz, bunu meydana getirebiliriz. Bu, potansiyel olarak
gözüküyor; ama, teknik olarak bunu 10 000 megavat ürettiğimizi
düşünelim, 10 000 megavat da hidrolikten enerji ürettiğimizi
düşünecek olursak, farz edelim 2010 yılında bu iki
kaynağı; yani, küçük su kaynağını ve sadece rüzgârı
20 000 megavat olarak devreye soktuğumuz takdirde, bakınız,
çevreye salınan gazlardan ne kadar büyük, atmosferimiz
yararlanmış, insanlarımız yararlanmış olacaktır.
Arkadaşlar, bunu, şunun için söylüyorum: Bilim
adamları iddia etmektedirler ki, kanser, bir çevre
hastalığıdır. Biz, atalarımızdan, dedelerimizden
kanser diye bir hastalık duymadık. Kanser bir çevre
hastalığıdır. Bilim adamları da bu istikamette kanıtlı
beyanlarda bulunuyorlar.
Sera gazı emisyon değerleri itibariyle, eğer bu söylediğim
enerjileri, yenilenebilir enerjiden üretebilecek olursak,
2010 yılında, sadece karbondioksit yoluyla, bir yılda,
260 000 ton kükürtdioksit çevreye salmamış olacağız;
ayrıca, azotdioksit olarak da bir yılda 144 000 ton azot
çevreye salmamış olacağız; karbondioksit gibi zararlı
bir emisyon değerini de 36 000 000 ton olarak salmamış
olacağız.
Bütün bunları toplayın ve on yılla çarpın, yirmi
yılla çarpın, işte, şu kadar milyon ton sera gazını
siz salmamış olacaksınız ve geleceğiniz, nesliniz
daha sağlıklı bir ortamda yaşayacak.
Eğer bunlar yapılmadığı takdirde, zaten, 2008 yılında,
Türkiye enerjisi arz ve talep itibariyle balans oluyor ve
2009 yılında, güvenilir bir enerji kaynağı desteği
kalmıyor. Mecburen, yeni enerji kaynaklarına ihtiyaç
vardır. Hatta, 2009 yılında, bugün lisans almış olan
yatırımlar yapılmış dahi olsa, güvenilir bir destek
kalmamış oluyor. O zaman ne olacak; 2012 yıllarında nükleer
enerji kullanmak zorunda kalacağız.
Bakınız, geçen gün, İsviçre Sanayi Komisyonu, 16
kişi olduğu gibi bize geldi ve İsviçre'de 11 nükleer
santral merkezinin bulunduğunu ifade ettiler ve nükleer
santrallerin hepsini kapatmaya karar verdiklerini ifade
ettiler.
Size, bununla alakalı, dünyadaki çeşitli gelişmeleri
ve bu istikametteki çeşitli değerleri açıklamam mümkündür;
ama, çok az bir vaktim kaldı. Sadece şunu söylemek
istiyorum: Enerji üretiminde kömür kullanımı, sadece
Avrupa'da, 2030 yılına kadar, sadece yüzde 0,6 bir artış
gösterecektir. Yine, 2030 yılına kadar, petrolden
enerji üretimi, yüzde eksi 4 olarak azalmaya devam
edecektir. AB ülkeleri, artık, petrolden elektrik üretiminden
vazgeçmiş durumdadırlar. Sadece doğalgazdan enerji üretimi
her yıl yüzde 3,7 oranında artacaktır. Nükleer
santral olarak da, AB ülkeleri, 2030 yılına kadar, her
yıl yüzde 2 oranında azaltma yapacaklar ve bugünkü nükleer
enerji güçlerini yarı yarıya indireceklerdir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -
Sayın Aksoy, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.
SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU
BAŞKANI SONER AKSOY (Devamla) - Sayın Başkanım, 1
dakika daha rica ediyorum.
BAŞKAN -
1 dakika ilave ettim şu anda.
Buyurun.
SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU
BAŞKANI SONER AKSOY (Devamla) - AB ülkelerinde, hidrolik
enerji, biyomas, biyokütle, rüzgâr ve diğer
enerjilerin 2030 yılına kadar yıllık artış ortalaması
yüzde 9 mertebesindedir ve burada, 2030 yılında, AB ülkelerinde
elektrik üretiminin yüzde 26 olduğu ifade edilmektedir.
Dünya Enerji Ajansının yapmış olduğu çok sağlıklı
bir araştırmanın sonuçlarıdır.
Muhterem kardeşlerim, vaktimiz dolmuştur. Çok önemli
olan bu yasa tasarısına karşı çok büyük alaka ve
destek göstereceğiniz inancıyla, hepinize en derin
sevgiler, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aksoy.
Tasarının tümü üzerinde, şahsı adına, Hatay
Milletvekili Sayın Mehmet Eraslan; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
MEHMET ERASLAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Yenilenebilir Enerji
Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına
İlişkin Kanun Tasarısı hakkında söz almış
bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî ki, gerçekten, ülkemizin enerji politikasına
ilişkin çok önemli bir kanunu, şu an, görüşüyoruz
ve kanunun genel hatlarına baktığımız zaman, bu kanun
tasarısı, özel sektör tarafından üretilecek olan, özel
sektör tarafından üretilen yenilenebilir enerji
kaynaklarından; yani, rüzgâr, su, güneş enerjisi,
hidrolik ve benzeri yenilenebilir enerji kaynaklarından
üretilen elektrik enerjisini satın alma garantisini
getiriyor. Yedi yıl veya on yıl özel sektör ürettiği
elektrik enerjisini devlete satacak, devlet de, o elektrik
enerjisini alma garantisini bu kanunla vermiş olacak.
Tabiî ki, tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisine,
28.6.2004 tarihinde geldi, aradan 11 ay geçti; yani, gerçekten,
bu kadar önemli, hassas bir mevzuu, niye Türkiye Büyük
Millet Meclisinde 11 ay bekledi diye düşünmek lazım;
fakat, Hazineden sorumlu Bakan Ali Babacan, ilk önce, bu
kanun tasarısına karşı çıktılar ve "eğer, bu
tasarıyı yasalaştırır ve Türkiye Büyük Millet
Meclisinden geçirirsek, bu hazineye çok büyük yükler
getirecektir. Bu yükün altından kalkamayacağız"
şeklinde ifadeleri olmuştu ve 11 aydan beri Türkiye Büyük
Millet Meclisinde -ne yapıyor- kanun bekliyor.
Aynı zamanda, kanun ne getiriyor; beraberinde işte
rezervuarlı tesislerin, barajlı tesislerin,
hidroelektrik santrallerinin kamulaştırma bedelini yine
Hazine öder deniliyor 13 üncü maddede. Ona biraz sonra
geleceğim ama...
Bugün bu tasarı, 11 ay sonra kanunlaşmak üzere,
Meclisten geçmek üzere önümüze geldi. Şimdi, değerli
arkadaşlar, verilere bakıyoruz, Türkiye'nin şu an
kurulu elektrik gücü 36 000 megavat ve Türkiye'nin
ihtiyaç anında tükettiği maksimum enerji miktarı da
22 000 megavat. Türkiye'nin şu an elektrik enerjisi
konusunda 14 000 megavat elektrik enerjisi fazlası var.
Çok şükür, iyi bir şey. Ve bazı ülkelere elektrik
de ihraç ediyoruz, elektrik enerjisi de satıyoruz. Bu da
çok güzel bir şey. Fakat, yani, stand-by anlaşması
yapıyoruz, IMF'den 10 milyar dolar borç para alacağız,
birtakım iç borçlanmalara ve dış borçlanmalara
gidiyoruz ve maalesef, Enerji Bakanlığı, Hazineden
sorumlu bakanlık, durduğu yerde, böyle alım
garantileri, elektrik enerjisi alım garantisi vererek
kendi kendini sıkıntıya sokuyor, parasal açıdan,
kaynak açısından kendini riske atıyor diye düşünüyorum.
Tabiî ki,
desteklenmeli midir; desteklenmelidir. Yenilenebilir
enerji kaynaklarından elektrik üretimi desteklenmelidir.
Bunlar, ülkenin çıkarları doğrultusunda ele alınan
meselelerdir. Bunlar, bizim özkaynaklarımızdır, Türkiye'nin
kaynaklarıdır. Bu kaynakların kullanılması
gerekmektedir. Fakat, vergi muafiyeti şeklinde olabilir
bu, KDV indirimi şeklinde olabilir, bedelsiz arsa tahsisi
şeklinde olabilir, vergi indirimi şeklinde olabilir.
Avrupa Birliği ülkeleri böyle yapıyor; yani,
desteklerken, özel sektöre bu noktada yardımcı
olurken, yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimine
ilişkin destekleri bu şekilde veriyor; ama, hiçbir
Avrupa ülkesi, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilecek
olan elektrik enerjisine alım garantisi getirmiyor, alım
garantisi vermiyor; özel sektöre, ben senden bunu yedi yıl
süreyle alacağım, ben senden bunu on yıl süreyle
alacağım şeklinde bir yükümlülüğün, ekonomisini
de, hazinesini de sıkıntıya sokacak bir yükümlülüğün
de altına girmiyor; bunu da ifade etmek istiyorum.
Şimdi,
bakıyoruz, kamunun, devletin elektrik santralları zaten
verimsiz çalışıyor, yüzde 60 kapasiteyle çalışıyor.
Şu an, kamuya ait elektrik santrallarımızın, yani,
fosil kaynaklardan üretim yapan -kömür, petrol, doğalgaz
gibi kaynaklardan- fosil kaynaklardan elektrik enerjisi üreten,
kamunun, kendi malımızın kapasiteleri yüzde 65 oranında,
yüzde 65 kapasiteyle çalışıyor.
Eğer,
hazinenin çok parası var ise, eğer para ve kaynak sıkıntımız
yok ise, gelin, bunların rehabilitasyonunu yapalım.
Gelin, daha etkin bir şekilde çalışmalarını sağlayalım.
Onları, yüzde 60 veya yüzde 65 kapasiteyle değil, yüzde
100 kapasiteyle çalışan duruma getirelim.
Bunlar,
bizim kamunun kaynakları, kendi kaynaklarımız, kendi
elektrik santrallarımız; ama, bir taraftan, bakıyorsunuz,
kamunun elektrik santralları yüzde 60, yüzde 65
kapasiteyle, atıl kapasiteyle, düşük kapasiteyle çalışırken;
ama, bir de bakıyorsunuz, yenilenebilir enerji kaynaklarından
üretilecek elektrik enerjisine uzun vadeli alım
garantisi getirerek, ekonomik ve parasal açıdan
kendimizi sıkıntıya sokuyoruz. Bu da ayrıca bir çelişki;
bunu da bilgilerinize arz etmek istiyorum.
Tabiî ki,
hükümetten gelen kanun tasarısında, bakıyoruz, 13 üncü
madde yok. Ben, bunu Tamer Beyle de görüştüm, konuştum,
verdikleri bilgilere teşekkür ediyorum, ifade ediyorum,
dolayısıyla, onlara inandığımı, güvendiğimi teyit
etmek istiyorum. Fakat, biz, kamulaştırma bedelini öderken,
rezervuarlı, sanırım, Türkiye'de Yamula Barajından başka
yok. Yani, herhalde, sadece,
kamulaştırmasını ödeyeceğimiz rezervuarlı baraj
Kızılırmak üzerinde kurulu olan Yamula Barajı, onun dışında
kamulaştırmasını ödeyeceğimiz, 13 üncü maddeyle...
Komisyona tasarı geldiğinde 13 üncü madde yoktu,
komisyondaki görüşmeler esnasında 13 üncü madde
konulmuş ve rezervuarlı, barajlı su havzası şeklinde
elektrik enerjisi üreten elektrik santralimize kamulaştırma
bedelini ödüyoruz; ama, Sayın Bakanıma soruyorum, kaç
tane barajın veya Türkiye'de kaç tane rezervuarlı
barajın kamulaştırma bedelini ödüyoruz, bunların
Hazineye yükü ne kadar, Yamula Barajına ödeyeceğimiz
paranın 55 milyon dolar veya 80 milyon dolar civarında
Hazineye yük getireceğini biliyorum; ama, bunun dışında
Türkiye'de bu şekilde kaç tane barajımız var, kaç
tane barajın kamulaştırma bedelini ödeyeceğiz ve kaç
100 milyon dolar Hazineye yük getirecek, bu da bizim
merak ettiğimiz, Sayın Bakanımızdan öğrenmek istediğimiz
ayrı bir konu.
Biz, geçen yıl Sayın Enerji Bakanımızın yanına
gittik, dedik ki "Sayın Bakanım, biz, Amik Ovasında
Reyhanlı Barajını çok arzuluyoruz. Reyhanlı Barajı
1995 yılında projelendirilmiş ve devlet yatırım
programına alınmış bir proje, bu barajı hayata geçirelim,
temellerini atalım." Amik Ovasında çiftçi şu an
tarlasını, ürününü, arazisini sulayacak suyu
bulamamaktadır. Yeraltı suları tükenmiştir, daha önce
30 metreden, 40 metreden su çıkarırken, bugün, 250-300
metre derinlikten enerjiyle su çıkarmaktadır ve dolayısıyla,
enerji maliyetleri çiftçinin belini kırmaktadır; bize
bu noktada yardımcı olun, on yıldan beri beklenen
Reyhanlı barajının temelini atalım ve bu hizmet de
iktidarın hizmeti olsun...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -
Sayın Eraslan, konuşmanızı tamamlar mısınız;
buyurun.
MEHMET
ERASLAN (Devamla) - Amik Ovasındaki milyonlarca çiftçiyi
suyla buluşturalım, onlar araziden topraktan bir iki ürün
daha fazla alabilsinler dedik; ama, bu noktada, maalesef,
bırakın Amik Ovasındaki Reyhanlı barajına para
alabilmeyi, Tarım Bakanımıza -Hazine arazileri var Amik
Ovasında- Reyhanlı barajını yapacağımız bölgedeki
şahıs arazileri ile oradaki TİGEM'in ve Hazine
arazilerinin takasını yapalım, en azından kamulaştırma
sorununu böyle çözelim, kamulaştırma sorununu çözmek
işin yarısını, yüzde 50'sini bitirmek anlamına gelir
dedik; ama, Tarım Bakanımızdan da bu barajın başlatılması
ve yapılmasına ilişkin hiçbir destek alamadığımızı
ifade etmek istiyorum. Maalesef, 10 yıldan beri, Reyhanlı
barajının yapılması büyük bir özlemle, büyük bir
hasretle beklenmektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -
Sayın Eraslan, Genel Kurula teşekkür eder misiniz;
buyurun.
MEHMET
ERASLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yenilenebilir
enerji kaynaklarından elektrik üretimini destekleyelim;
ama, Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi
destekleyelim; Hazineyi, ekonomiyi, kaynaklarımızı
parasal açıdan sıkıntıya sokacak şekilde olmasın
diyorum ve beni dinlediğiniz için hepinizi saygıyla
selamlıyorum ve hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun.
(DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN -
Teşekkür ederim.
Tasarının
tümü üzerinde, şahsı adına, Denizli Milletvekili Ümmet
Kandoğan; buyurun.
ÜMMET
KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte
olduğumuz kanun tasarısının, ülkemize ve milletimize
hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. İnşallah,
bu kanun tasarısı burada kanunlaştıktan sonra, Türkiye'nin
çok büyük bir potansiyele sahip olduğu kaynaklarını
harekete geçirip, hem ülke ekonomisine hem de ülke
insanına büyük faydalar getirir.
Değerli
milletvekilleri, bu başlangıçtaki güzel temennilerden
sonra, şunu da ifade etmekten kendimi alamıyorum: Bu
kanun, 15.6.2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına sunuluyor ve 28.6.2004 tarihinde de
komisyonlara havale ediliyor. Yaklaşık onbir ay öncesinde
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelen bir
kanun tasarısı, bugüne kadar, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemine getirilemedi. Bunun sebeplerini de,
burada, mutlaka tartışmamız lazım. Genel gerekçeye
bakınca, hakikaten, son derece iyi niyetle, güzel
duygularla, üzerinde çalışılmış, hazırlanmış bir
kanun tasarısı; ancak, ne gariptir ki, bu kadar güzel
genel gerekçelere sahip olan ve uygulandığında da, ülkeye,
hakikaten büyük katkılar sağlayacak olan bir kanun
tasarısı, hangi gerekçeyle, hangi nedenle, onbir süreyle
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilememiştir?
Tabiî, bu
konuyla ilgili, basında, televizyonda, yalanlanmayan, inkâr
edilmeyen birçok sözler yer aldı. Mesela, Sayın Ali
Babacan'ın şu sözleri, basında ve televizyonda, çeşitli
kereler yer aldı; Sayın Babacan'ın ifadelerinin şu
olduğu söylendi: "İşte, ben, uluslararası petrol
şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle görüştüm.
Amerikan Enerji Ajansıyla da görüştüm. Yenilenebilir
enerji olayı çok önemli bir şey değil Türkiye için.
Daha önemli yatırımlar var. Buna öncelik vermeye gerek
yok."
Ben, bu sözlere
inanmak istemiyorum; ancak, bunlar, aylar öncesinde Türkiye'nin
gündeminde yer alan sözler. Eğer bir Sayın Bakan, Türkiye
için çok yararlı olacak bir kanun
tasarısının, uluslararası petrol şirketlerinin
arzusu istikametinde, onların yönlendirmesi neticesinde
Türkiye için faydalı olamayabileceğini ifade ediyorsa,
bunun üzerinde çok ciddî ölçüde durmamız gerektiği
inancındayım. Elbette, uluslararası petrol şirketleri,
bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de
yenilenebilir enerji kaynaklarından istifade etmemizin önüne
geçmek için bir gayret içerisinde olabilirler. Bunu
yapmaları, kendileri açısından son derece tabiî, doğal;
ancak, bir Sayın Bakanın, bunu, bu şekilde ifade etmiş
olması... Ülke menfaatlarını savunma noktasında en ön
sırada olması gereken bir Bakanın bu ifadelerinin söylenmemiş
olduğunu, yanlış olduğunu, yanlış değerlendirmeler
olduğunu kabul etmek istiyorum.
Niye bunu söylüyorum; çünkü, yenilenebilir enerji
kaynakları açısından, Türkiye, hakikaten, son derece
büyük bir potansiyele sahip. Yaklaşık 2 600 saat civarında
güneş enerjisinden istifade eden bir ülke. Rüzgâr
enerjisi bakımından, Avrupa'da, İrlanda'dan sonra
ikinci sırada olan bir ülke ve çok çarpıcı bir örnek,
örneğin Norveç, petrol ihraç eden bir ülke; ancak,
elektrik üretiminin yüzde 100'ünü hidrolik
santrallardan elde ediyor. Kendisi petrol ihraç ediyor,
petrol rezervleri son derece fazla olan bir ülke; ancak,
petrol ihraç eden bir ülke, elektrik enerjisini hidrolik
santrallardan sağlıyor. Mesela, Danimarka, elektrik üretiminin
yüzde 20'sini rüzgâr enerjisinde sağlıyor ve yine
Yunanistan'da, komşumuzda, bu rakamlar son derece yüksek
oranlarda.
İşte, şimdi, Türkiye, böyle bir potansiyel yakaladı.
Böyle bir güce sahip olan bir ülke, getirilebilen bir
kanun tasarısıyla da ayaklarını sağlam olarak yere
basmak üzere; ancak, bu konuyla ilgili eleştireceğimiz,
eksik gördüğümüz bazı hususların olduğunu da ifade
etmek istiyorum. Mesela, Almanya, yenilenebilir enerji
kaynaklarıyla ilgili kanunu yürürlüğe koyduktan
sonra, bunun toplam enerji içerisindeki payını yüzde
8'lere ulaştırmıştır.
Dünya ve Türkiye kirleniyor, çevre açısından hiç
arzu etmediğimiz neticelerle karşı karşıyayız. Çevremiz,
geleceğimiz, gelecek nesillere emanet olarak bırakacağımız
bir şey değil, onlardan emanet olarak tertemiz onlara bırakmamız
gereken bir çevre. Öyleyse, biz de ülke olarak, Türkiye
olarak güneş enerjisini, rüzgâr enerjisini,
jeotermalimizi, hidrolik kaynaklarımızı, eğer ciddî
bir şekilde harekete geçirebilirsek, bunlardan azamî ölçüde
yararlanmanın yollarını bulabilirsek, ben, öyle inanıyorum
ki, önümüzdeki 15-20 yıl içerisinde bu sahada çok
ileri gitmiş olan bir Türkiyeyle karşı karşıya
kalacağız.
Değerli milletvekilleri, şimdi, bu kanun tasarısı,
eğer arzu ettiğimiz şekilde buradan geçer ve eleştirdiğim
hususlar burada değerlendirilir, ele alınacak olursa,
bunun neticesinde Türkiye'nin enerji noktasında dışa
bağımlılığı azalacak. İşte, kıt kaynakların
nerelere, nasıl harcandığını hepimiz biliyoruz. İşte,
petrol fiyatları 50 doların üzerine çıkınca,
enflasyondaki bir miktar yükselmeyi, petrol fiyatlarındaki
artışla izah ediyoruz; ancak, hemen şunun da altını
çizmek istiyorum: Bakınız, dünyadaki petrol fiyatları,
reel olarak, hâlâ 1980'deki fiyatların çok altındadır
değerli milletvekilleri. 1980 yılındaki petrol fiyatlarının,
reel olarak hâlâ altındayız ve 1980 yılındaki petrol
fiyatlarını reel olarak 2005 yılına yuvarlayacak
olursak, buna tekabül eden rakam 85 dolar civarındadır.
Değerli milletvekilleri, işte, dışa bağımlılığın
azalacağı, kaynak çıkışının azalacağı ve sera
gazı emisyonlarının azalacağı bir Türkiye'yle karşı
karşıya kalacağız ve bunun neticesinde, eğer bu
kaynakları harekete geçirecek olursak, Türkiye'deki
istihdamın artacağını da, hep beraber büyük bir
mutlulukla göreceğiz ve her şeyden önemlisi, fosil
rezervlerinin de eğer bu kaynaklar harekete geçirilecek
olursa, bunların muhafazası ve ileride çok acil ihtiyaçlar
ortaya çıktığında bunların kullanılması da son
derece olumlu olacaktır.
Sayın Tacidar Seyhan da bahsettiler, bu artı eksi 5
(euro) sent meselesi hakikaten son derece önemlidir, üzerinde
ciddî bir şekilde durulması gerekmektedir. Ben, Sayın
Bakanımdan da, özellikle bu konunun üzerinde yoğunlaşmalarını
kendilerinden istirham ediyorum. Bu şekildeki bir
belirsizliğin, Türkiye'ye yatırım yapacak olanların
önünü keseceğini ve yatırım açısından bir
belirsizlikle ülkemizi karşı karşıya bırakacağına
inanıyorum. Yine, bununla ilgili iletim ve dağıtım
katkı paylarının, bu yatırımları yapanlar tarafından
muaf tutulmasının da son derece yararlı olacağını
ifade ediyorum.
Dün, Sayın Taner Yıldız'ın konuşmalarındaki bazı
rakamlarda da, tabiî, birçoğu son derece doğru; ama,
bir iki rakamda mutabık olmadığımızı da ifade etmek
istiyorum ve şunu da ifade etmeden geçmek istemiyorum:
Bu son düzenlemeyle, Devlet Su İşlerine ait olan
barajların, herhangi bir ödeme yapılmadan, Elektrik ve
Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğüne devri
meselesinin de...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -
Sayın Kandoğan, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
Bu konuyla
ilgili olarak, buna niye ihtiyaç duydukları, niçin böyle
bir düzenleme getirdikleri hususunda, hem bizleri aydınlatma
hem de kamuoyunu aydınlatma noktasında Sayın
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımızdan bir bilgi
istirham ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(Bağımsızlar sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını
istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Karar yetersayısını arayacağım Sayın Koç.
Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar
yetersayısı yoktur.
Birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.12
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.25
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan Sarıçam (Kırklareli),
Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
-----0----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 95 inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
646 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
4.- X Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik
Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun
Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/846) (S. Sayısı:
646) (Devam)
BAŞKAN -
Komisyon ve Hükümet yerinde.
Tasarının
maddelerine geçilmesi oylamasında karar yetersayısı
bulunamamıştı.
Şimdi,
maddelere geçilmesini tekrar oylarınıza sunacağım ve
karar yetersayısını arayacağım.
Tasarının
maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci
maddeyi okutuyorum:
YENİLENEBİLİR
ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI
KULLANIMINA İLİŞKİN KANUN TASARISI
BİRİNCİ
BÖLÜM
Amaç,
Kapsam, Tanımlar ve Kısaltmalar
Amaç
MADDE 1. -
Bu Kanunun amacı; yenilenebilir enerji kaynaklarının
elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımının yaygınlaştırılması,
bu kaynakların güvenilir, ekonomik ve kaliteli biçimde.
ekonomiye kazandırılması, kaynak çeşitliliğinin artırılması,
sera gazı emisyonlarının azaltılması, atıkların değerlendirilmesi,
çevrenin korunması ve bu amaçların gerçekleştirilmesinde
ihtiyaç duyulan imalat sektörünün geliştirilmesidir.
BAŞKAN -
Tasarının 1 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Mehmet Ali Arıkan Eskişehir
Milletvekili; şahısları adına Hasan Anğı Konya,
Hasan Ali Çelik Sakarya, Mehmet Ali Arıkan Eskişehir
Milletvekilleri...
Sayın Anğı,
konuşacak mısınız tasarı üzerinde?
Sayın Çelik?..
HASAN ALİ
ÇELİK (Sakarya) - Konuşacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN -
İlk söz, Mehmet Ali Arıkan, Eskişehir Milletvekili...
Sayın Arıkan,
buyurun.
Süreniz
10 dakika.
CHP GRUBU
ADINA MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; 646 sıra sayılı
yenilenebilir enerji kaynakları kanunu tasarısının 1
inci maddesinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Toplumların
kalkınmasında başlıca unsurlardan birisi enerjidir. İçinde
bulunduğumuz yüzyıl içinde yaşam düzeyinin sürekli
yükselmesi, kişi başına enerji tüketimini de artırmıştır.
Günümüzde, güvenilir, ucuz ve temiz enerji temini,
bütün ülkeler için enerji politikasının vazgeçilmez
unsurları arasında yer almaktadır. Bununla beraber, önümüzdeki
yıllarda enerji temininde çevresel etkinlikleri de
mutlaka göz önünde bulundurmak mecburiyetindeyiz. Sürdürülebilir
enerji politikalarının en önemli enerjisinin verimli
kullanımı ve çevreye zarar vermeyen enerji
teknolojisini tercih etmeliyiz.
Bugün, dünya nüfusunun yüzde 80'i, az gelişmiş bölgelerde
yoksul bir yaşam sürdürmektedir. Dünyada üretilen
enerjinin yüzde 70'i, dünyanın yüzde 20'sini kapsayan
endüstrisi gelişmiş ülkelerce tüketilmektedir. Dünyanın
ihtiyaç duyduğu enerjinin büyük bir kısmı fosil yakıtlarından
elde edilmektedir. Kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil
yakıtlar, işletim maliyetlerinin yüksek olmasına rağmen,
ilk yatırım maliyetlerinin ucuzluğu ve üretim
teknolojilerinin gelişmiş olması nedeniyle yaygın
olarak kullanılmaktadır. (Gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Arıkan, bir beş saniyenizi rica
edebilir miyim...
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, lütfen,
sohbetlerimizi kesersek hatibi dinleme imkânımız hâsıl
olacaktır. İstirham ediyorum...
Buyurun Sayın Arıkan.
MEHMET ALİ ARIKAN (Devamla) - Ancak, özellikle son yıllarda,
dünya ülkelerinde, tek enerji kaynağına bağlı
kalmamak gerektiği düşüncesi hâkim olmuş ve enerji güvenliği
kavramı ortaya çıkmıştır. Yine, son yıllarda ortaya
çıkan çevre bilinci, fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi
ve tüketiminin bölgesel ve küresel seviyede çevreye
zararlı olduğunun anlaşılmasını sağlamıştır. Yenilenebilir
enerjide böyle bir problem yoktur ve çevre dostu bir
enerjidir.
Avrupa
Birliği ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletlerinde
yenilenebilir enerji kaynakları hidrolik, rüzgâr,
elektrik enerjisi üretiminde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Özellikle 20 nci Yüzyılda, batı toplumlarında,
kullan-at anlayışı nedeniyle fazla miktarda enerji tüketilmekte,
bunun karşılığı olarak da çevre kirliliği yaratılmaktadır.
Bugün, dünyada, sürdürülebilir enerji kullanımı, gıda
üretimi, ormancılık ve demografi modellerine doğru
ilerleme, geniş kapsamlı toplumsal sorunları
yaratmaktadır.
Politik ve
sosyal değişimlerin yanı sıra, ekonomik sistemlerin de
radikal şekilde elden geçirilmesi gerekmektedir.
Ekonomik göstergelerden çıkan sonuç ne olursa olsun,
yoksulların sayısının arttığı bir dünya
ekonomisine başarılı demek mümkün değildir. Dünyada
ticaret politikalarının çevre üzerindeki etkilerine
yakın zamanlara kadar yeterince ilgi gösterilmemiştir.
Artık, günümüzde, çevre açısından sürdürülebilir
bir dünya kurmak gerektiği ortaya çıkmıştır. Tarım
ya da sanayi devrimi gibi çevre devrimi de kaçınılmaz
olmuştur. Aslında, dünyada, sürdürülebilir yaşam
hedefine ulaşılması, ekonomik kalkınma yönünden değiştirilmesine
bağlıdır. Sürdürülebilir bir yaşam için gerekli
olan şartlardan birisi de, çevrenin mutlaka korunmasıdır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; Avrupa Birliği, çevrenin
korunması ve sürdürülebilir enerjiye katkıları, arz
güvenliği ve yerel istihdam yaratarak sosyal bütünleşmeye
katkı sağlaması nedeniyle yenilenebilir enerji
kaynaklarının öncelikli olarak geliştirilmesini
gerekli görmektedir. Orta dönemde ise, yenilenebilir
enerji üretiminde bu hedefe ulaşılmanın sağlanması için
Avrupa Birliği Komisyonu iç elektrik piyasasında
yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimini
teşvik eden bir direktif yayınlamıştır. Söz konusu
direktif 2010 yılına kadar topluluğun tamamında
yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin
toplam elektrik tüketiminin yüzde 22,1'ine ulaştırılmasını
hedeflemektedir. Yine, bu direktifi de, 2020 yılına
kadar genel enerji üretimi içinde yenilenebilir enerji
payının yüzde 12'ye ulaşması hedeflenmiştir.
Dünyamızda
meydana gelen çevre kirliliğinin atmosferde önemli değişikliklere
yol açması sebebiyle Birleşmiş Milletler öncülüğünde
1992 yılında İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi
imzaya açılmıştır. Türkiye de 2003 yılında bu sözleşmeyi
imzalamıştır.
Yine,
Avrupa Birliğine girmeye çalıştığımız bugünlerde
yenilenebilir enerji ülkemiz için büyük önem taşımaktadır.
Gerek enerjide ithalat bağımlılığının azaltılması
gerekse arz güvenliğinin sağlanması bakımından
yenilenebilir enerji kullanımı, ülkemiz ulusal enerji
politikası açısından son derece önemlidir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizin
yenilenebilir enerji kaynakları, hidroelektrik enerjisi,
jeotermal enerji, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi,
deniz dalgası enerjisi ve biyomas enerjileridir. Ülkemiz
126 milyar kilovat/saat; yani, ekonomik olarak yapılabilir
potansiyeli ile Avrupa ekonomik potansiyelinin yaklaşık
yüzde 15'ine sahip bulunmaktadır. Ülkemizde
hidroelektrik santrallar yenilenebilir olmaları, yerli doğal
kaynak kullanımları, işletme bakım giderlerinin düşük
olması, fizikî ömürlerinin uzun oluşu, en az düzeyde
olumsuz çevresel etki oluşturmaları, kırsal kesimlerde
ekonomik ve sosyal yapıyı canlandırması gibi
nedenlerle diğer enerji üretim tesislerine göre daha üstündür.
Türkiye,
jeotermal kaynaklar ve mineralli sular açısından oldukça
zengindir; ancak, daha çok, bu kaynaklar geleneksel
olarak kaplıca ve içmece olarak kullanılmaktadır. Son
yıllarda, bu kaynaklarımız, il ve ilçelerimizde konut
ısıtmacılığında kullanılmaktadır. Ülkemizde
zengin olarak
bulunan jeotermal kaynaklarla aynı jeolojik sistem içerisinde
bulunan mineralli sulardan mutlaka daha fazla yararlanmamız
gerekmektedir. Bu alanda, gerek kaynağın değiştirilmesi
gerekse mevzuat bakımından yatırımcılara daha iyi çalışma
ortamı sunulması için hazırlanmış olan kanun tasarısının
da bir an önce kabul edilmesi gerekmektedir.
Ülkemiz, coğrafî konumu nedeniyle sahip olduğu güneş
enerjisi potansiyeli açısından diğer birçok ülkeye göre
daha şanslı bulunmaktadır. Ülkemizde güneş enerjisi
kullanımı, yaygın olarak güneş enerjisi sıcak su
sistemleri ve bir miktar da güneş pili uygulamaları şeklinde
kullanılmaktadır. Dünyada ise, düşük sıcaklıkta ısı
enerjisi üreten birçok sistem uygulamaya konulmuştur.
Hindistan, Çin gibi bazı ülkelerde yemek pişirmek için
güneş enerjisi yaygın olarak kullanılmaktadır.
Birçok ülkenin rüzgâr potansiyelinden yararlanmaya
yönelik yoğun çalışmaları bulunmaktadır. Dünya
kurulu güç sıralamasında ilk sıralarda yer alan
Almanya, İspanya, Amerika Birleşik Devletleri ve
Danimarka'nın yanı sıra, Hindistan, Hollanda, İngiltere
ve İtalya'da rüzgâr türbinleri ticari olarak
etkinliklerini sürdürmektedir. Bu ülkelerden Danimarka,
elektrik enerjisinin yüzde 10'unu rüzgâr enerjisinden
elde etmekte olup, 2030 yılında bu oranı yüzde 50'ye
çıkarmayı hedeflemiştir.
Yapılan ölçümlere göre ülkemizde rüzgâr
enerjisi potansiyeli, Ege, Marmara, Doğu Akdeniz bölgelerinde
yüksek seviyededir. Ülkemizin bugünkü koşullarında rüzgâr
enerjisi teknik potansiyelin 88 00 megavat, ekonomik
potansiyelin ise 10 000 megavat civarında olduğu tespit
edilmiştir.
Bugün, dünyada, hidrojen en çok umut vaat eden bir
enerji kaynağıdır. Hidrojenin, fosil ve nükleer yakıtlar
dışındaki imkânlarla, özellikle yeni ve yenilenebilir
enerji kaynakları kullanılarak sudan üretimi üzerinde
durulmaktadır. Hidrojen, emin ve kontrol edilebilir bir
yakıttır; dünyada teknolojiyi kullanan düzeyine ulaşmıştır.
Amerika Birleşik Devletleri, 2005 yılında, ülke
genelinde, toplam enerji tüketiminin yüzde 10'unun
hidrojenle karşılanmasını planlamıştır. Hidrojene
21 inci Yüzyılın yakıtı olarak bakılmaktadır. Bazı
gelişmiş ülkelerce, hidrojen enerjisine dayalı araçların
seri üretimine geçileceği yönünde açıklamalar yapılmaktadır.
Yine, gelişmiş ülkelerde, ticarî ve endüstriyel
boyutta hidrojen enerjisi kullanımını öngören proje
kamuoyuyla paylaşılmaktadır.
Ülkemizde hidrojen üretimi konusunda yeterli bir
faaliyet yoktur. Aslında, ülkemizde bulunan zengin bor
mineralleri, bu enerjinin üretimi için bir fırsattır.
Bor minerali, kendisinden enerji üretilebilen elementler
içerisinde litre başına 92,7 megajul yanma enerjisinde
birinci sırada yer alan bir enerjidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fosil esaslı
enerji kaynaklarının kullanımı, kaçınılmaz olarak,
çevrede ve atmosferde kirlilik meydana getirmektedir.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının ise,
bu kirlilikleri yok denecek kadar azdır. Bu enerji
kaynakları temizdir; atmosferi kirletmez; yakıt
maliyetleri yoktur; ithale dayalı diğer fosil kaynaklara
karşı temin güvenliği ve avantajına sahiptir; kırsal
alanda oluşturduğu iş ve altyapı imkânları sayesinde
sosyoekonomik gelişmeye katkı sağlamaktadır.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının yatırım
maliyetleri, fosil kaynaklı teknolojilere göre daha yüksek;
ancak, işletme maliyetleri son derece düşüktür. Dünya
üzerinde fosil kökenli enerji kaynaklarının tükenmekte
olması...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Arıkan, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
MEHMET ALİ ARIKAN (Devamla) - Fosil ve nükleer enerji
kaynaklarının çevre üzerindeki olumsuz etkileri
nedeniyle, yenilenebilir enerji kaynaklarının mutlaka
kullanılması gerekmektedir.
Öte yandan, Avrupa Birliği, genel enerji tüketimi içerisindeki
ortalama yenilenebilir enerji kaynakları payının 2010 yılına
kadar iki katına çıkarılarak yüzde 12 seviyesine ulaşmasını
hedeflemektedir.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının bir an önce geliştirilip
gerçekleştirilmesi, ülkemiz açısından da büyük önem
taşımaktadır. Ülkemizde yenilenebilir kaynaklarımızın
büyük potansiyeline rağmen bundan yeterince
faydalanamamaktayız. Bugüne kadar yeterince değerlendirilemeyen
bu kaynakların, gerek ülkenin özkaynakları olması ve
enerji bağımlılığının azaltılması gerekse çevrenin
korunması, istihdam ve yerli teknoloji oluşturulmasına
katkı sağlaması ve yenilenebilir kaynakların mevcut
piyasa şartları içinde diğer enerji üretim
sistemleriyle rekabetinin zor olması nedeniyle,
yenilenebilir enerji kaynaklarımızın ulusal bir
politika oluşturularak desteklenmesi gerekmektedir.
Bunları yapabilmek için kanunî bir düzenleme yapmak
zorundayız. Bu kanunla, yenilenebilir kaynak alanlarının
belirlenmesi...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Arıkan, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen,
bu arada teşekkürünüzü yapınız.
Buyurun.
MEHMET ALİ ARIKAN (Devamla) - Özellikle bu kanundan
sonra, hükümetin, yenilenebilir enerji konusunu öncelikle
ele alıp ulusal politika haline getirmesini bekliyoruz.
Bu vesileyle, hepinize saygı ve sevgilerimi sunar;
kanunun, milletimize ve memleketimize hayırlı olmasını
diliyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Arıkan.
Madde üzerinde, Hükümet adına, Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı Sayın Mehmet Hilmi Güler. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Devrim niteliğinde bir yasa daha çıkarıyoruz. Bu
kanunun ülkemiz için, insanlarımız için hayırlı
olmasını diliyorum; çünkü, yenilenebilir enerji, gerçekten,
hem çevre dostu olarak hem de girdilerinin herhangi bir
şekilde karşılığının olmaması, havayı
kirletmemesi, bilhassa karbondioksit açısından son
derece önemli. Bu bakımdan, bu yasa çıktığı zaman,
gerçekten, ülkemiz devrimci nitelikte bir yasaya, yine,
bizim vasıtamızla, kavuşmuş olacak Maden Yasası, Bor
Araştırma Enstitüsü, Petrol Piyasası Yasası, LPG
Yasası gibi.
Bu bakımdan, biz, gördüğünüz gibi, bilim ve
teknoloji ne diyorsa, ekonomi ve maliye ne diyorsa, çevre
şartları neyi gerektiriyorsa bunları yapıyoruz. Bunu
yaparken de, gayet sessiz, sakın, sunî gündemlerle
oyalanmadan, tam hedefe vuran çalışmalar yapıyoruz.
Zaten bundan dolayıdır ki, zaman zaman birtakım
reaksiyonlarla da karşılaşıyoruz.
Yenilenebilir enerji, bütün dünyanın kabul ettiği
ve birtakım lobilerin engellemeye çalıştığı -şu
veya bu şekilde- bir yasa. Ancak, biz burada kararlı
tutumumuzu gayet cesurca ve bilinçli bir şekilde sürdürdük
ve geç de olsa bu yasayı çıkarıyoruz.
Şimdi, bunu yaptığımız zaman ülkemiz çok şey
kazanacak. Bu sadece bir enerji değil, aynı zamanda bir
yatırım, aynı zamanda bir yabancı sermayenin ülkemize
gelişi; işsizlikle mücadele için, bölgesel farklılıklar
için son derece önemli. İcabında bir dağın başında
kuracağımız bir rüzgâr santralıyla veya en azından
türbiniyle çok rahatlıkla o bölgedeki üretimi yapmak
mümkün, seracılık yapmak mümkün. Sırasında
-Karadenizi düşünün- adam tepede, dağda tekne yapıyor
bir tek keseriyle beraber, icabında orada elektrik
enerjisini hiç değilse kendi tesisi için kullanması mümkün.
Enterkonekte sisteme de bağlayarak, bunu mevcut ulusal
hatlarımızda da millî bir kaynak olarak kullanmamız da
tabiî ki mümkün ve zaten bu yasa da büyük ölçüde
bunu gerçekleştirecek.
Bu enerji -yanlış anlaşılmasın diye de- sadece bir
rüzgâr enerjisi gibi kabulleniliyor, aslında bu bir rüzgâr
enerjisi yasası değil. Orada bile 3-4 tane dernek bu işi
takip etti; ama, şunu gördük ki, orada bile farklı görüşler
oluşabilmekte. Bundan dolayı da gecikmeler oldu şu veya
bu sebepten. Ancak, yenilenebilir enerji, aslında
hidrolik enerji başta olmak üzere, küçük
hidroelektrik santralları, HES'ler başta olmak üzere, güneş,
jeotermal, biomass, akıntı dahil olmak üzere, bu
enerjilerden faydalanılan son derece faydalı bir üretim
kaynağı.
Şimdi, bunu biz tabiî ki çok önemsiyoruz; çünkü,
bizim birincil enerji kaynağımız olan -ihtiyacımızın
da yüzde 12'si ki- 10 000 000 petrol eşdeğerine karşı,
biz bu yenilenebilir enerjiden yararlanıyoruz. Bu bakımdan
önemli ve bütün dünyada da Avrupa Birliğinde de teşvik
edilen bir yasa bu, enerji türü. Dolayısıyla, bu
enerji türünü, biz de, gayet tabiî ki, teşvik edeceğiz
ve bununla sadece enerji ihtiyacımızı değil,
karbondioksit emisyonuna karşı da ciddî bir adım atmış
olacağız.
Biraz önce,
sunî gündemlerden bahsettim.
Beyler,
arkadaşlar, değerli milletvekilleri; dünyanın en önemli
meselelerinden bir tanesi, hiç şüphesiz enerji. Bunun için
harpler oluyor, bunun için çatışmalar oluyor, bunun için
birliktelikler oluyor. Biz ise, sunî gündemlerle vakit
kaybediyoruz, ülkemizin geleceğini kaybediyoruz. Bu, aynı
zamanda, ülkemizin bekası için de son derece önemli.
Bugün, öyle bir akıntıyla, bir yerlere doğru
gidiyoruz ki, yarın bizim kömür santrallarımızı bile
bize kullandırmayabilirler, Kyoto Protokolü, vesaire
bahane edilerek.
Büyük
hidrosantralların, büyük barajların yapılmasına karşı
korkunç bir akım var dünyada; çünkü, bunlar, unlarını
elemişler, eleklerini asmışlar. Şu anda, 50 megavatın
üzerindeki barajların yapılmasına karşı, korkunç
bir temayül var ve biz, geçen sene, Almanya'daki toplantıda,
bu oyunu bozduk; başı biz çektik, Hindistan'la,
Brezilya'yla, diğer üçüncü dünya ülkeleri de başta
olmak üzere, hepsiyle ortak harekete girdik ve bu oyunu
bozduk. Ne yazık ki, bunları, esas, karbondioksitle
filan mücadele etmesi gereken çevreciler yapıyor. Yani,
biz, çevreye son derece saygılıyız; ama, çevreye saygılı
olmak ile bu yatırımlara karşı çıkan insanların
kullandığı kavram olan çevreciliği çok iyi ayırt
etmemiz lazım. Bu barajları bize yaptırtmama noktasında,
böyle bir gayret var; ama, biz, burada, tabiî ki, doğru
bildiğimizde gideceğiz. Dosdoğru giden insan,
mutlaka
eğrileri keser. Bizim de burada esas amacımız eğrileri
kesmek değil. Biz, dosdoğru gidiyoruz; ama, önümüze eğri
çıkan kim varsa da, bunları kesip biçiyoruz. Burada da
böyle yapacağız; çünkü, kalkınmakta olan ülkelerin
enerji ihtiyacında, mutlaka yerli kaynaklarına çok ağırlık
vermesi lazım ve biz de, bunu yapıyoruz ve yenilenebilir
enerjiyle ilgili, hükümetimiz döneminde, 200 000 000
dolarlık da ayrıca teşvik çıkardık. Bu, Türkiye Sınaî
Kalkınma Bankası vasıtasıyla veriliyor. Yani, bu yasa
çıkmadan önce de, biz, yenilenebilir enerjiyle ilgili
parasını hazır ettik. Zaten, en önemli şey, parayı
temin etmektir, bunu yaptık. Şimdi de, bunların
projelendirilmesiyle beraber, bu yasanın çıkmasıyla
beraber, büyük bir patlama olacağına inanıyoruz, özellikle
yatırımlar konusunda ve bu noktada da, dediğim gibi,
kararlı bir şekilde çalışmaları sürdürüyoruz.
Tabiî, burada, biz, bütün bunları yaparken, bizden
önceki Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının dışında
bir politika uyguluyoruz. Eskiden, Bakanlıkla ilgili zam
filan kararlarını Hazine alırmış, birtakım yatırım
konularını DPT üstlenmiş, petrolle ilgili zam ve fiyat
ayarlamalarını da Maliye Bakanlığı yapmış. Şimdi,
biz, Bakanlığa sahip çıktık ve bir bütün halinde
olayı ele alıyoruz. Bizim, bakanlık anlayışımızda,
Türkiye Kömür İşletmeleri, Türkiye Taş Kömürü
İşletmeleri, DSİ, Elektrik İşleri Etüt İdaresi,
Maden İşleri Genel Müdürlüğü, hepsi bir bütün.
Ondan dolayı da, biz, enerjiye bir sistem bütünlüğü
içinde bakıyoruz. Bu sistem bütünlüğü içinde baktığımız
zaman da, işte, enerjide, özellikle elektrik
enerjisinde, yaklaşık otuz aydır, elektrik fiyatlarında,
enflasyonu da eğer göz önüne alırsak, devamlı
indirim yaptık; fiyatın sabit kalması da indirimdir;
sanayi de ise ayrıca yaptık. Dolayısıyla, her hafta,
her ay otomatik elektrik zamları vardı hatırlarsınız.
Hatta, bir ara, karanlıkta kalmaktan filan
bahsediliyordu. Hepimiz, jeneratör aldık hatırlarsınız
ve kullanmadığımız jeneratörler. Ben bile 2 tane
jeneratör aldım ve hiç kullanmadım; çünkü, böyle
bir karanlık hiçbir zaman gerçekleşmedi. Mobil
santrallar kuruldu. Biz, o mobil santralları durdurduk ve
oradan dolayı da kazançlarımız oldu.
Şimdi,
ben, size bir grafik göstereceğim. TEFE dediğimiz
Toptan Eşya Fiyat Endeksi, normal olarak, tarım fiyatları,
maden fiyatları, imalat fiyatları ve enerji fiyatlarıyla
tespit edilir. Enerji fiyatıyla ilgili şu grafiğe bakınız:
Normal TEFE'nin eğrisi şudur. Enerji fiyatları yükseldikçe,
TEFE'yi yukarıya itiyor. Enerji fiyatları düştükçe
TEFE'yi aşağı indiriyor; sadece enerjideki böyle. Tarımın
içerisinde de yine, enerji var, imalatda da yine, enerji
var, maden içinde de yine, enerji var. Dolayısıyla,
enerji burada enflasyonun düşmesindeki en önemli
etkenlerden bir tanesi; ama, biz bunları pek anlatmıyoruz,
bunu, sadece sizlere hitap ederken söyleme imkânımız
oluyor; çünkü, kömür dağıtıyoruz 1,5 milyon ton,
onu valilik dağıtıyor zannediyor halkımız. Halbuki,
o, Türkiye Kömür İşletmelerinin kömürleri tek tek
çıkarılıyor, kırılıyor, yıkanıyor, paketleniyor
ve geçen sene 7 500 000 kişiye dağıtıldı; bu seneki
hedefimiz, 10 000 000 kişidir ve işte, olayın sosyal
boyutu, şu anda, yani, geçtiğimiz kış 7 500 000 kişi
soğuktan etkilenmeden, sıcak odalarında oturdular ve
bizim yerli kömürümüzü kullandılar. 13 000 kişi
ilave istihdamdan yararlandı, kömür fiyatları 50 dolar
düştü. Bu, böyle.
Diğer
taraftan, yerli elektrik enerjisiyle ilgili; çünkü,
biz, olayı bir bütün olarak görüyo-ruz. Biz gelmeden
önce, yine, grafiği burada yerli enerjinin oranı yüzde
38'di, ithalin 62'ydi; şu anda, her ikisini de 50, 50
yaptık.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -
Sayın Bakanım, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
ENERJİ VE
TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bu,
son derece ö-nemli bir şeydir ve biz, bunu, dediğim
gibi, çok bilinçli, sistematik, bilimsel ve teknik çalışmalar
yaparak yaptık. Şimdi, yenilenebilir enerjide de bunu
yapacağız. Zaten, bizim enerjimizin büyük bir kısmı
hâlâ yenilenebilir; ama, bu yenilenebilir enerji diye
bahsettiğimiz barajlar, suyumuzun, hâlâ, yüzde 35'ini
kullanıyor; ama, biz, cumhuriyetin 100 üncü yıldönümünde
yüzde 100'ünü de, inşallah, kullanmış olacağız.
Biraz
sonra, sırası gelince, diğer çalışmaları da sizlere
biraz sonra...
Arkadaşlarımızın
sorduğu sorular var, Sayın Başkan, onlara cevap
verebilir miyim; yoksa, bana fırsat verir misiniz?
Bir
tanesi, DSİ'nin barajlarının EÜAŞ'a parasız
verilmesiyle ilgili soruydu.
HARUN AKIN
(Zonguldak) - Parası ödendi mi Sayın Bakan?
ENERJİ VE
TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şimdi,
"neticede bunu biz parasız verdik" derken,
burada DSİ'nin barajı, yine, milletin barajıydı; EÜAŞ
da milletin barajı. Dolayısıyla, biz, bunu eğer
parayla vermiş olsaydık, bir para konacaktı oraya, o da
maliyete yansıyacaktı; dolayısıyla, orada verilen şeyin,
her ikisi de kamu kuruluşu olduğu için, bir farkı yok
diye düşünüyoruz.
Tacidar
Beyin taşocaklarıyla ilgili bir sorusu vardı.
BAŞKAN -
Sayın Bakanım, sorularla ilgili olarak tekrar
milletvekili arkadaşlarımız cihaza girmişler,
soru-cevap kısmında onları cevaplayabilirsiniz.
ENERJİ VE
TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) -
Peki, tamam; teşekkür ederim.
Saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.
Madde üzerinde şahsı adına Konya Milletvekili Hasan
Anğı.
Buyurun Sayın Anğı. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HASAN ANĞI (Konya) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan 646 sıra sayılı
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi
Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısı hakkında
kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış
bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Tasarının geneli üzerinde yapılan konuşmalardan da
net bir şekilde gördüğümüz gibi böyle bir yasa düzenlemesine
ülkemizin ihtiyacı vardı. Komisyonumuzdaki görüşmeleri
geçtiğimiz yıl temmuz ayında tamamlanan; ama, bugüne
kadar görüşülemeyen bu tasarının bugün Meclis gündemine
gelmiş olması oldukça önemli.
Dünyadaki uygulamaları, Türkiye'nin, yenilenebilir
kaynaklarını öncelikli sıraya almasında AK Parti İktidarının
millî kaynaklara öncelik vermesi başlığı, bugünkü
bu tasarının da gündemimize gelmesini gerçekleştirmiştir.
Böyle bir tasarının hazırlanıp önümüze gelmesine
emek veren bütün bürokrat arkadaşlarımıza, sivil
toplum örgütü üyelerine ve başta Enerji Bakanımız
olmak üzere bütün kabine üyelerine ve Başbakanımıza
teşekkür ediyoruz.
Hem uluslararası yükümlülüklerimizin yerine
gelmesine hem de Türkiye'nin mevcut bu potansiyelinin en
iyi şekilde kullanılabilmesine fırsat verecek bu tasarının
hepimize, ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Anğı.
Şahsı adına Sakarya Milletvekili Hasan Ali Çelik.
Buyurun Sayın Çelik. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya)- Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bugün görüştüğümüz kanun tasarısını,
esasında, ben, ismiyle bir ifade etmek istiyorum.
"Yenilenebilir" tekrarlanabilir, yeşil veya
temiz, çevre yönüyle de önemsenebilen ve hayatımız için,
geleceğimiz için daha fazla kullanmamız gereken bir
enerji türünün elektrik enerjisi amaçlı kullanımına
ilişkin bir kanun tasarısı üzerine konuşuyoruz; yani,
bu enerji kullanılıyor. Yenilenebilir enerji hayatımızda
var; ama, bu tasarı, elektrik enerjisi kullanımına yönelik
bir amacı içeren ve bunu, ülkemiz kaynaklarının daha
verimli kullanımını ortaya koymaya çalışan bir kanun
tasarısıdır.
Amaç, gerek hükümet tasarısında gerekse
komisyonumuzda yaptığımız katkılarla, çok açık ve
çok etkin biçimde, anlaşılır biçimde ortaya konulmuştur.
Ben, amaçla ilgili madde üzerinde konuştuğum için
bunları ifade etmek istiyorum. Aynen, hükümet tasarısındaki
ifadesiyle: "Bu kanunun amacı, yenilenebilir enerji
kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımının
yaygınlaştırılması, bu kaynakların güvenilir,
ekonomik ve kaliteli biçimde ekonomiye kazandırılması,
ayrıca, kaynak çeşitliliğinin artırılması." Dünyada
birçok enerji türü elektrik enerjisi kullanımı amaçlı
vardır; nükleer enerji bunlardan birisidir, doğalgaz
bunlardan bir tanesidir, fosil yakıtlar, yenilenebilir
enerji bunlardan bir tanesidir. Ama, baktığımız zaman,
Türkiye'de bir kolun veya bir iki kolun eksik olduğunu görüyoruz.
Yenilenebilir enerji de bunlardan bir tanesidir. Dolayısıyla,
kaynak çeşitliliğinin artırılması da söz konusudur
ve burada bu ele alınmıştır.
Ayrıca, uluslararası sözleşmelerden doğan bir yükümlülüğümüz
var bizim. Uluslararası sözleşmelerde demişiz ki, biz,
kirletici bileşenler, emisyonların çevreye atılması
çok doğru değildir. Artık, hayatımızı bizler
kontrol altına almalıyız. Ülkelerin ve insanlığın güvenliğini,
daha rahat yaşamasını bir teminat altına almalıyız.
Bunu için de, çevreye sera gazı atımı, yani, fosil
yakıtların yakılmasından elde edilen gaz yoğunluğunun
minimize edilmesini ortaya koymaya söz vermişiz
uluslararası bir anlaşmayla. Bu, Kyoto Sözleşmesi diye
ifade ettiğimiz, Japonya'nın bir kentinde 1997 yılında
yapılan bir sözleşmede vardır ve biz de bunların içerisinde
beraberce olmuşuz, biz de buna katılacağız demişiz.
Dolayısıyla, çevreyi kirletmeme sözü vermişiz. O yüzden,
biraz da, yenilenebilir kaynaklardan, temiz kaynaklardan
enerji üretme mecburiyetimizi de ortaya koyuyoruz ve bunu
da, bu kanunun getirilmesiyle, bu tasarıyla beraber daha
da zenginleştireceğiz.
Aynı zamanda, hayatımızda kullandığımız atıkların,
her türlü atığın, evsel atıkların, çeşitli ağaçların,
çeşitli bitkilerin atıklarının da kullanılması ve
bunlardan enerji elde edilmesi; elde
edilen enerji türünün de elektrik üretiminde kullanılması
söz konusu hale getirilmiştir; ki, ileriki maddelerde özellikle
bu konuda çok vurgulanması gerekir. Ben, şahsen,
detaylandırmayacağım bu amaç maddesinde bunu; ama, bu
da, ar-ge harcamalarında, özellikle biyokütle
enerjisinin üretilmesinde yapılacak ar-ge harcamaları,
bu kanunun kapsamında cidden etkili biçimde ele alınmıştır.
Aslında, tarifini bu amaç maddesinde söyledim; ama, bakıyoruz,
tasarı, yine, bütünüyle bu enerjinin elde edilmesiyle
dışa bağımlılığı azaltacak diyor. Bu tasarının
bize kazandırdıklarıyla, ülkemizin dışa bağımlı
elektrik üreten bir ülke olması da kısmen azalacak.
Bakıyoruz ki, doğalgaz kullana kullana yüzde 44'lerin
üzerine çıkmışız, para ödeye ödeye elektrik üretiyoruz;
ama, kendi özkaynaklarımızdan, gerek bitkisel gerek güneş
gerekse jeotermal, rüzgâr, hidrolik gibi birçok küçük
hidrolik enerji kaynağımız var. 15 kilometrekareden küçük
rezervuarlı hidrolik santrallerden enerji elde etmek, bu
tasarıyla bir avantaj elde edici hale getirilmiştir.
Bunlardan, enerjinin daha 6-7 yıl sürekli alınabilir müşterisi
vardır. Bu tasarıyla buna bir fiyat teminatı getirilmiştir
kısmen.
Yine, beraberinde, bu tasarıyla, bizim enerjimizde, örneğin,
söylemek istiyorum, birçok dere yataklarımız var, boşa
akan sularımız var, biz, bunları da enerjiye katıp, üretimde,
insanlığın hizmetinde, ülkemizin hizmetinde kendi özkaynaklarımızı
değerlendirip kullanmayı amaçlıyoruz. İnşallah, bu
kanun, kısa zamanda çıkar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çelik, buyurun, konuşmanızı
tamamla |